Diyalog, Tempo ve Güçlü Bir Son

Ders 7/8 · yaklaşık 6 dk okuma

Süre tahmini: 13 dk

Giriş

Geçen derste öykünün iskeletini, yani sahneyi, karakteri ve olay akışını kurmayı konuştuk. Bu derste o iskeleti canlandıran üç araca bakacağız: diyalog, tempo ve son. Üçü de okurun öyküyü nasıl hissettiğini belirler. Aynı olayı anlatan iki metinden biri sürükleyici, öbürü ağır gelebilir. Aradaki fark çoğu zaman olayda değil, konuşmaların nasıl yazıldığında, anlatının nerede hızlanıp nerede yavaşladığında ve öykünün nasıl bittiğindedir.

Bugünle bağı da açık: bir mesajlaşmayı, bir aile sofrasını ya da bir veda anını yazıya dökerken hep aynı sorularla karşılaşırız. Kim ne söyledi? Hangi ayrıntıyı atlayalım? Nerede durmalıyız? Bu dersin sonunda öykü, anı ve günlükte kullanabileceğin pratik yollar edinmiş olacaksın. Bir sonraki derste, kursun kapanışında, yazdıklarını bir bütün olarak toparlamaya ve yazma alışkanlığını sürdürmeye geçeceğiz. Bugünkü bilgiler o yolculuğun son teknik hazırlığıdır.

Bilmen gerekenler

Önce kavramları sade bir tabloda toplayalım.

KavramKısa anlamıNe işe yarar?
DiyalogKarakterlerin birbirine söylediği sözlerKarakteri tanıtır, olayı ilerletir, gerilim kurar
Alt metinSöylenmeyen ama sezdirilen anlamKonuşmaya derinlik katar
Diyalog etiketi“dedi”, “diye sordu” gibi konuşanı belirten ifadelerKonuşanı belli eder; sade olması iyidir
TempoAnlatımın hızıHeyecanı ya da dinginliği ayarlar
Özet anlatımUzun zamanı birkaç cümlede geçmekHızlandırır, gereksiz ayrıntıyı eler
Sahne anlatımıAnı ayrıntılarıyla ve konuşmalarla yazmakYavaşlatır, okuru olayın içine alır
KapanışÖykünün son birkaç cümlesiOkurda kalıcı bir izlenim bırakır

Bu kavramların hepsi aslında tek bir soruya cevap arar: okur şu anda ne görsün, ne duysun, ne merak etsin?

Anlatım

Diyaloğun en büyük tuzağı, gerçek konuşmayı olduğu gibi kâğıda geçirmeye çalışmaktır. Gerçek konuşmalarda “şey”, “yani”, tekrarlar, yarım kalan cümleler ve gereksiz selamlaşmalar çoktur. Yazıda bunların hepsini taşırsan metin yorucu olur. İyi diyalog gerçek konuşmanın izlenimini verir ama onun özetlenmiş, süzülmüş hâlidir. Bir kural olarak kendine şunu sor: Bu replik ya karakteri gösteriyor ya olayı ilerletiyor ya da gerilim kuruyor mu? Hiçbirini yapmıyorsa büyük ihtimalle silinebilir.

İkinci ilke, insanların çoğu zaman düşündüklerini doğrudan söylemediğidir. Kırgın biri “Kırıldım” demez; “Önemli değil, sen git” der. İşte alt metin buradadır. Başlangıç düzeyinde yazanların sık yaptığı hata, karakterlere duygularını açıkça açıklatmaktır: “Sana çok kızgınım çünkü beni unuttun.” Gerçek hayatta böyle konuşan az kişi vardır. Okur, söylenenle kastedilen arasındaki boşluğu kendi doldurmayı sever; bu da onu metne ortak eder. Ayrıca her karakterin kendine özgü bir konuşma biçimi olsun: kısa ve kesik konuşan biri, bol soru soran biri, konuyu hep başka yere çeken biri. Etiketleri sade tutmak da işini kolaylaştırır; “dedi” çoğu zaman yeterlidir, “hıçkırarak haykırdı” gibi süslemelere ihtiyaç yoktur.

Gelelim tempoya. Anlatının hızını belirleyen temel araç, ayrıntının miktarıdır. Bir şeyi ne kadar ayrıntılı anlatırsan zaman o kadar yavaşlar. Bir saniyelik korku anını bir sayfa boyunca yazarsan okur o anı uzamış gibi yaşar. On yıllık bir dönemi tek cümleyle geçersen zaman uçar. Kısa cümleler ve kısa paragraflar hızı artırır; uzun, kıvrımlı cümleler ve betimlemeler yavaşlatır. Yani tempo bir ayar düğmesidir: heyecanlı yerde cümleleri kısalt, düşünceli ve hüzünlü yerde nefes aldır.

Tempoyu ayarlamanın pratik yolu, sahne ile özet arasında bilinçli seçim yapmaktır. Öykünün dönüm noktaları, yani karakterin karar verdiği, bir sırrın açıldığı, iki kişinin yüzleştiği anlar sahne olarak yazılmalıdır. Geçiş niteliğindeki kısımlar, örneğin yolculuk, bekleme ya da günlerin akışı, özetle geçilebilir. Anı ve günlük yazarken de aynı ilke geçerlidir: yaşadığın her şeyi aynı ayrıntıyla yazma, seni gerçekten değiştiren o birkaç anı sahneye çevir.

Son olarak kapanış. Güçlü bir son, her şeyi açıklayan bir son değildir. Öğretmenlerin ve yazarların sık tekrarladığı bir öğüt, sonun öykünün başından beri hazırlanmış olmasıdır. Rus yazar Çehov’a atfedilen bir söze göre, birinci perdede duvarda bir tüfek asılı gösteriliyorsa son perdede ateş edilmelidir. Yani başta kurduğun ayrıntı sonda karşılık bulmalı. Sonu kurmanın birkaç yaygın yolu var: karakterin değiştiğini küçük bir davranışla göstermek, başlangıçtaki bir görüntüye dönüp onu yeni bir anlamla yüklemek, ya da sorunu çözmeden okurun zihninde bir soru bırakmak. Yalnız şu uyarı önemli: açık uç, “yazarın bilmediği son” demek değildir. Açık sonda bile yazar neyin açık kaldığını bilir ve okuru ona doğru yönlendirir. Ahlak dersi veren ya da “meğer hepsi rüyaymış” diyen sonlar ise okuru çoğu zaman kandırılmış hissettirir.

Yakın okuma / örnek

Ernest Hemingway’in “Beyaz Fil Gibi Tepeler” adlı öyküsü, alt metin için sık başvurulan bir örnektir. Bir tren istasyonunda bekleyen çiftin konuşmasından oluşan bu öyküde, konuşmaların asıl konusu metinde açıkça adlandırılmaz. İkili içki söyler, manzaradan ve bardaktaki içecekten bahseder; ama satır aralarında ağır bir karar beklediği hissedilir. Okur, söylenmeyeni sezdikçe öyküye daha çok bağlanır. Burada alınacak ders şudur: konuşmayı ne kadar “asıl konudan” uzak tutarsan, asıl konunun ağırlığı o kadar hissedilir.

Şimdi kendi küçük örneğimizle çalışalım. Bir sofrada geçen şu konuşmayı düşün:

“Çorba tuzluymuş.” “Annem yapardı daha güzel.” “O zaman annenin yanına git.”

Üç replikte hiçbir duygu adı geçmiyor ama okur kırgınlığı, karşılaştırmanın yarattığı sertliği ve kapıyı kapatan cümleyi hissediyor. Bu sahnenin tempoyu da vardır: kısa, kesik replikler gerilimi hızlandırır. Eğer ardından yazar tek bir cümleyle “Kaşıklar çorbada bir süre hiç ses çıkarmadan durdu.” derse zaman yavaşlar ve sessizlik ağırlaşır. Bu sahneyi bitirmek içinse açıklama yapmaya gerek yok: karakterlerden biri sessizce kalkıp tuzluğu mutfağa götürebilir. Küçük bir eylem, sonu hem somut hem de çok anlamlı yapar. Bak, diyalog, tempo ve son tek bir sahnede birlikte çalıştı.

Sık karıştırılanlar

  • Gerçekçi diyalog ile kayıt gibi diyalog: Gerçekçi olmak, her “şey” ve “yani”yi yazmak değildir; konuşmanın izlenimini vermektir.
  • Alt metin ile gizemli olmak: Alt metin, okurun sezebileceği bir anlamdır; anlaşılmaz sözler yığını değildir.
  • Hızlı tempo ile az yazmak: Hızlı tempo, gereksiz ayrıntıyı elemek ve cümleleri sıkılaştırmaktır; öyküyü eksik bırakmak değil.
  • Açık uçlu son ile bitirememek: Açık uç bilinçli bir seçimdir ve öykü içinde hazırlanır; yazarın kararsızlığı değildir.
  • Sürpriz son ile güçlü son: Sürpriz, hazırlıksızsa hile gibi durur. Güçlü son, geriye bakınca “evet, bu kaçınılmazdı” dedirtir.

Kendini sına

Aşağıdaki soruları önce kendin cevaplamayı dene, sonra cevaplara bak.

  • 1. Diyalogdaki bir repliği silmeye karar verirken kendine hangi soruyu sormalısın?
  • 2. Alt metin ne demektir? Kısa bir örnek ver.
  • 3. Bir korku anını okura daha uzun hissettirmek için anlatımı nasıl ayarlarsın?
  • 4. Hangi anlar sahne olarak, hangileri özet olarak yazılmalıdır?
  • 5. Güçlü bir son neden başlangıçtan hazırlanmalıdır?

Cevaplar

  • 1. Bu replik karakteri gösteriyor mu, olayı ilerletiyor mu ya da gerilim kuruyor mu? Hiçbirini yapmıyorsa silinebilir.
  • 2. Alt metin, söylenmeyen ama sezdirilen anlamdır. Örneğin kırgın biri “Önemli değil, sen git” dediğinde asıl anlatılan kırgınlıktır.
  • 3. O ana ait ayrıntıları çoğaltır, duyuları ve küçük hareketleri tek tek yazarak zamanı yavaşlatırsın. Böylece okur o anı uzamış gibi yaşar.
  • 4. Dönüm noktaları, yüzleşmeler ve karar anları sahne olarak; geçiş niteliğindeki yolculuk, bekleme ve zaman akışı özet olarak yazılır.
  • 5. Çünkü başta kurulan ayrıntı sonda karşılık bulduğunda son kaçınılmaz ve anlamlı görünür; ansızın eklenmiş bir son ise okuru kandırılmış hissettirir.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol

İpucu: ← ve → tuşlarıyla dersler arasında geçebilirsin.