Neden Yazarız? Yazı Alışkanlığına Başlamak
Süre: yaklaşık 10 dk
Giriş
Merhaba, kursa hoş geldin! Önümüzdeki sekiz derste birlikte öykü, anı ve günlük yazmayı deneyeceğiz. Burada kimseden “yetenekli” olması beklenmiyor. Tek şart, merak etmek ve kâğıda ya da ekrana bir şeyler bırakmak.
İlk dersimizde en temel soruyla başlıyoruz: İnsan neden yazar? Bugün telefonun not defterinden sosyal medya paylaşımlarına kadar her gün bir şeyler yazıyoruz. Yaratıcı yazarlık ise bu yazma işinin biraz daha özenli, biraz daha kişisel hâlidir. Amaç bilgi vermek ya da bir iş yazışmasını bitirmek değil. Amaç, gördüğünü, hissettiğini ve hayal ettiğini bir biçime kavuşturmaktır. Bu ders sonunda yazmanın neden değerli olduğunu konuşmuş, yaygın korkuları tanımış ve kendine uygun küçük bir rutin kurmuş olacaksın.
Bilmen gerekenler
Kursta sık sık karşına çıkacak birkaç kavramı baştan netleştirelim.
| Kavram | Kısaca ne demek? | Bu kurstaki yeri |
|---|---|---|
| Yaratıcı yazarlık | Gerçek ya da hayalî deneyimi, anlatım gücüne önem vererek yazmak | Kursun bütün konusu |
| Öykü | Kısa, tek bir olaya ya da ana duruma yaslanan kurgusal anlatı | Sonraki derslerde |
| Anı | Yaşanmış bir olayı, bugünden bakarak anlatan yazı | Sonraki derslerde |
| Günlük | Tarih atılarak, çoğunlukla kendine yazılan düzenli notlar | Bu derste rutin olarak başlıyoruz |
| Serbest yazı | Durmadan, düzeltmeden, belirli bir süre boyunca yazmak | Isınma alıştırması |
| Taslak | Henüz cilalanmamış ilk metin | Her yazının ilk hâli |
Anlatım
İnsanlar çok eski çağlardan beri yazıyor. Yazının kendisi, önce kayıt tutma ihtiyacından doğdu. Ama çok geçmeden insanlar yazıyı yalnızca kayıt için değil, anlatmak, hatırlamak ve anlam aramak için de kullanmaya başladı. Bugün de yazmak için sayısız neden var. Kimimiz hatırlamak için yazarız. Yaşadığımız bir gün, bir yaz akşamı ya da bir sohbet zamanla bulanıklaşır. Yazı, o anı kâğıda iğneleyen küçük bir iğnedir.
Kimimiz düşünmek için yazarız. Kafamızda dağınık duran bir duygu, kâğıda dökülünce şekil kazanır. Çoğu kişi “ne düşündüğümü, yazarken anladım” der. Bu çok yaygın bir deneyimdir. Kimimiz ise paylaşmak için yazarız. Bir öyküyü, bir anıyı başkasına okutmak, yalnızlığı hafifleten bir köprüdür. Bir de salt keyif için yazanlar var. Kelimeleri yan yana dizmenin, bir cümleyi doğru yere oturtmanın zevki başlı başına bir ödüldür.
Tarihten bir örnek, günlük yazmanın gücünü iyi gösterir. Anne Frank, 1942 yazında on üçüncü yaş gününde kendisine hediye edilen bir defteri günlük olarak kullanmaya başladı ve bu defteri bir dost gibi görüp ona seslendi. Bir genç kızın kendi odasında, kendi cümleleriyle tuttuğu bu notlar, sonradan dünyanın en çok okunan günlüklerinden biri oldu. Elbette senden böyle bir sonuç beklemiyoruz. Burada önemli olan şu: Sıradan görünen kişisel notlar, doğru yazıldığında büyük bir anlam taşıyabilir. İngiliz yazar Samuel Pepys’in 1660’lı yıllarda tuttuğu günlük de bir başka örnektir. Bir dönemin gündelik hayatını bize o günlükler sayesinde yakından görüyoruz.
Peki yazmaya başlamayı zorlaştıran nedir? Çoğunlukla yetenek eksikliği değil, korkudur. İlk korku, “İyi yazamam” korkusudur. Bu korku, ilk taslağı daha ilk cümlede yargılamaktan doğar. Oysa hiçbir yazar ilk taslağı kusursuz yazmaz. İlk taslağın görevi iyi olmak değil, var olmaktır. İkinci korku, “Söyleyecek önemli bir şeyim yok” korkusudur. Hâlbuki sabah yürüyüşünde gördüğün bir kedi, otobüsteki bir konuşma parçası ya da çocukluğundan kalma bir koku bile yazıya konu olabilir. Üçüncü korku, “Başkaları ne der?” korkusudur. Çözümü basit: İlk okuyucun sen ol. Günlük ve ilk taslaklar kimseye gösterilmek zorunda değildir.
Şimdi rutine gelelim. Yazı alışkanlığı kurmanın sırrı, büyük hedefler koymak değil, hedefi küçültmektir. Gün içinde on ila on beş dakikanın ayrılması, çoğu insan için yeterli bir başlangıçtır. Bunun için sabit bir zaman ve sabit bir yer seçmek işi kolaylaştırır. Örneğin sabah kahveni içerken ya da akşam uyumadan önce. Defter mi, telefon mu, bilgisayar mı sorusunun tek doğru cevabı yok; seni en az zorlayan araç doğru araçtır. Bir de “zinciri koparma” fikri var: Takvimde yazdığın günlere işaret koyarsan, görünür bir seri oluşur ve seriyi bozmak istemezsin. Yine de bir gün aksarsa suçluluk duyma. Ertesi gün kaldığın yerden devam etmek, rutinin gerçek sınavıdır.
Yakın okuma / örnek
Bu bölümde bir eser yerine küçük bir yazı alıştırmasını birlikte inceleyelim. Diyelim ki yeni başlayan biri, ilk gün günlüğüne şunu yazdı: Bugün hava gri. Servis geç geldi. Yine aynı şeyler. Bu kısa metin, kötü değil; sadece henüz yüzeyde. Okuyucu burada bir özet görüyor, bir sahne görmüyor.
Aynı kişi ertesi gün şöyle yazarsa fark belirginleşir: Servis durağında on dakika bekledim. Yanımdaki yaşlı adam şemsiyesini bastonu gibi tutuyordu; yağmur yağmıyordu ama o yine de hazırlıklıydı. İkinci metinde ne değişti? Genel ifadeler (“yine aynı şeyler”) yerine somut bir ayrıntı geldi. Ayrıntı, okuyucunun gözünün önünde bir görüntü oluşturdu. Üstelik ikinci metin yargı da vermedi; sadece gösterdi.
Buradan bugünün alıştırmasına geçelim. Önümüzdeki hafta boyunca her gün yalnızca üç şey yaz: bir tarih, gördüğün bir somut ayrıntı ve o ayrıntının sende bıraktığı bir his. Kusursuz cümle aramana gerek yok. Amaç, gözünü ayrıntıya alıştırmak ve kalemi her gün hareket ettirmek. Zamanla bu üç satır, öykünün ve anının hammaddesi hâline gelecek.
Sık karıştırılanlar
- Yaratıcı yazarlık ile yalnızca şiir ya da roman yazmak aynı şey değildir. Öykü, anı, günlük, mektup ve deneme de yaratıcı yazarlığın içindedir.
- Günlük ile anı aynı değildir. Günlük olayın yaşandığı sırada ya da hemen sonrasında, anı ise aradan zaman geçtikten sonra, geriye bakarak yazılır.
- İlham beklemek ile alışkanlık kurmak farklı yaklaşımlardır. İlham geldiğinde yazmak güzeldir ama düzenli yazı, ilhamdan bağımsız bir kas çalışması gibidir.
- İlk taslak ile son metin birbirine karıştırılmamalıdır. İlk taslak kötü olabilir ve bu normaldir; düzeltme ayrı bir aşamadır.
- Çok yazmak ile iyi yazmak her zaman aynı şey değildir. Ama düzenli yazmak, iyi yazmanın hemen hemen vazgeçilmez yoludur.
Kendini sına
- 1. İnsanların yazmak için sayabileceğin üç nedeni nedir?
- 2. Yazmaya başlamayı zorlaştıran üç yaygın korku nedir?
- 3. Günlük ile anı arasındaki temel fark nedir?
- 4. Yazı alışkanlığı kurarken neden hedefi küçük tutmak önerilir?
- 5. “Yanımdaki yaşlı adam şemsiyesini bastonu gibi tutuyordu” cümlesi, “Yine aynı şeyler” cümlesinden hangi bakımdan ayrılır?
Cevaplar
- 1. Örneğin hatırlamak, düşünmek ve düşündüğünü netleştirmek, paylaşmak ya da keyif almak. Bunlardan herhangi üçü doğru cevaptır.
- 2. “İyi yazamam”, “Söyleyecek önemli bir şeyim yok” ve “Başkaları ne der?” korkuları.
- 3. Günlük, olay yaşanırken ya da hemen sonrasında tarih atılarak yazılır. Anı ise zaman geçtikten sonra, geriye bakarak yazılır.
- 4. Küçük hedef kolay sürdürülür. Kısa ama düzenli yazmak, uzun ama seyrek yazmaktan alışkanlık açısından daha etkilidir.
- 5. Birincisi somut bir ayrıntı gösterir ve okuyucunun gözünde görüntü oluşturur. İkincisi ise genel bir ifadedir ve ayrıntı vermez.
Bir sonraki derste görüşmek üzere. Bu arada defterini ya da telefonunu hazır tut; ilk üç satırını yazmaya bugünden başlayabilirsin.
Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol
İpucu: ← ve → tuşlarıyla dersler arasında geçebilirsin.