Gözlem ve Duyularla Yazmak

Ders 2/8 · yaklaşık 6 dk okuma

Okuma süresi: yaklaşık 12 dk

Giriş

İlk derste yazmaya başlamanın zeminini hazırladık. Bu derste o zemine ilk tuğlaları koyuyoruz: dikkatle bakmayı ve gördüklerimizi, duyduklarımızı, koklayıp dokunduklarımızı kâğıda taşımayı. Öykü de anı da günlük de aynı ham maddeden beslenir. Bu ham madde, hayatın ayrıntılarıdır.

Bir yazı neden bazen canlı, bazen cansız gelir? Çoğu zaman aradaki fark yeteneğte değil, dikkatte yatar. ‘Güzel bir akşamdı’ diyen kişi bize bir yargı verir. ‘Balkondaki çay bardağının dibinde şeker kalmıştı, karşı apartmanda biri pencere camını siliyordu’ diyen kişi ise bizi akşamın içine sokar. İkincisini okuyunca akşamı kendimiz yaşarız. Bugünkü dersin konusu bu küçük ama büyük farktır.

Bugünle bağı da çok açık: telefon ekranlarına bakmaktan çevremizi görmez olduk. Yazmak, bu alışkanlığı kırmanın en keyifli yollarından biridir. Not defterini cebine koyan biri, sokakta yürürken bile başka türlü yürür.

Bilmen gerekenler

Önce bu dersin temel kavramlarına bakalım.

  • Gözlem: Bir şeye yargılamadan, ayrıntısıyla bakmak.
  • Betimleme: Gözlenen şeyi sözcüklerle okurun gözünde canlandırmak.
  • Göstermek: Okura duyguyu doğrudan söylemek yerine, o duyguyu doğuran görüntü, ses ve davranışları sunmak.
  • Söylemek: Duyguyu, durumu ya da sonucu doğrudan bildirmek (‘Çok korkmuştu.’).
  • Somut ayrıntı: Duyularla algılanabilen, belirli ve özel ayrıntı (‘mavi’ yerine ‘soluk, yıkanmaktan incelmiş mavi’).
DuyuSorulacak soruKüçük örnek
GörmeIşık, renk, biçim, hareket nasıl?Perdeden sızan ışık masada ince bir çizgi çiziyordu.
İşitmeHangi sesler var, hangisi sessizliği bozuyor?Buzdolabının uğultusu kesilince oda birden büyüdü.
KoklamaBurnuma ne geliyor, bana ne hatırlatıyor?Kapıyı açınca ıslak yün ve kuru ekmek kokusu çarptı.
TatmaDilimde ne bırakıyor?Çayın tadı demlikte unutulmuş gibi acıydı.
DokunmaYüzey, sıcaklık, ağırlık nasıl?Kapı kolu o kadar soğuktu ki avucum yapıştı sandım.

Anlatım

Yazarlık eğitiminde en eski öğütlerden biri şudur: ‘Göster, söyleme.’ Bu öğüt ilk duyduğunda biraz gizemli gelir. Aslında söylediği şey basittir. Okur, size inanmak zorunda kalmak istemez; kendi gözüyle görüp kendi sonucunu çıkarmak ister. ‘Ali çok yorgundu’ cümlesini okuyan kişi bilgiyi alır ama bir şey hissetmez. ‘Ali ayakkabılarını çıkarmadan koltuğa yığıldı, ışığı bile söndürmedi’ cümlesini okuyan kişi yorgunluğu kendi çıkarımıyla bulur. Bulduğu şeye de daha çok inanır.

Bunun için önce bakmayı öğrenmek gerekir. Hepimiz her gün binlerce şey görürüz, ama çok azını fark ederiz. Yazar gibi bakmak, alışkanlıkla ‘geçtiğimiz’ şeyin önünde durmaktır. Mutfak masası sana tanıdık gelir; ama tanıdık olması onu görmediğin anlamına gelir. Masayı yeni gelmiş bir misafir gibi, ilk kez görüyormuş gibi anlatmayı dene. Üzerindeki leke hangi şekle benziyor? Bir ayağının altında neden katlanmış kâğıt var? Bu küçük sorular yazıyı özgün kılar.

İkinci adım, görmenin ötesine geçmektir. Başlangıç yazarlarının en sık düştüğü tuzak, her şeyi yalnızca gözle anlatmaktır. Oysa insan dünyayı beş duyuyla yaşar. Bir pazar yerini anlatırken sadece renkleri sıralarsan sahne düz kalır. Satıcının bağırışını, elindeki naylon torbanın hışırtısını, ezilmiş şeftalinin tatlı kokusunu, tezgâhın nemli soğukluğunu eklediğinde pazar yeri bir yer olur. Her sahnede en az iki üç duyuyu devreye sokmak, iyi bir alışkanlıktır.

Üçüncü olarak, ayrıntının seçilmesi gerekir. Her şeyi yazmak betimleme değildir; o sadece döküm listesidir. İyi betimleyici, yüz ayrıntıdan yalnızca o sahnenin ruhuna hizmet eden üç beşini seçer. Sahne hüzünlüyse yağmurun cama değişini, bardaktaki soğumuş çayı, kimsenin açmadığı kapıyı seçersin. Aynı oda neşeli bir sahnede başka ayrıntılarla anlatılır. Yani betimleme tarafsız bir fotoğraf değil, bilinçli bir seçmedir.

Dördüncü olarak, sıfat yığmaktan kaçınmak gerekir. ‘Çok güzel, harika, muhteşem bir manzara’ cümlesi üç sıfata rağmen hiçbir şey göstermez. Çünkü bu sözcükler yargıdır, görüntü değil. Bunun yerine somut bir isim ve etkili bir fiil bulmaya çalış: ‘Tepeden bakınca çatılar, ıslak bir kedinin sırtı gibi parlıyordu.’ Böyle bir cümle sıfat yığınından çok daha fazlasını söyler. Ama dikkat: ‘göstermek’ her yerde zorunlu değildir. Zamanı hızlıca geçmek ya da bir bilgiyi çabucak vermek istediğinde ‘söylemek’ en doğru araçtır. ‘Üç yıl geçti’ demek, üç yılı sahne sahne anlatmaktan çok daha uygundur. Usta yazar ikisini dengeler.

Yakın okuma / örnek

Aşağıdaki iki kısa metin bu dersin kendi örneğidir; aynı sahneyi iki farklı biçimde yazdık. Önce söyleyen versiyon:

‘Nermin, kardeşinin geç kalmasına çok sinirlenmişti.’

Şimdi aynı sahnenin gösteren versiyonu:

‘Nermin üçüncü kez saate baktı. Fırından çıkardığı tepsiyi tezgâha hızla bıraktı; kapı zili çalınca da hemen açmadı, önce eteğindeki unu bir güzel silkeledi.’

İlk cümle bize bilgi verir, ama o kadar. İkincisi ise bize birkaç şey birden fısıldar. Saate üç kez bakmak sabırsızlığı, tepsiyi hızla bırakmak öfkeyi gösterir. Kapıyı hemen açmamak ise hem inadı hem de belki küçük bir cezalandırmayı akla getirir. Yazar ‘sinirli’ sözcüğünü hiç kullanmadı; yine de okur Nermin’in halini anladı. Üstelik biraz da fırın kokusunu ve un tozunu hayal etti. İşte duyularla yazmanın ve göstermenin gücü budur.

Bu örnekten bir şey daha çıkar: gösteren versiyon daha uzundur. Bu bir kusur değil, bir bedeldir. Her duyguyu bu uzunlukta anlatmak gerekmez; en önemli anları seçip onlara yer ayırmak gerekir. Yazarın ustalığı hangi anın ‘gösterilmeyi’ hak ettiğini seçebilmesidir.

Sık karıştırılanlar

  • ‘Göstermek’ her zaman uzun yazmak demek değildir. Tek bir isabetli ayrıntı (‘çayı hiç dokunulmadan soğudu’) çok şey gösterebilir.
  • Betimleme ile sıfat yığmak aynı şey değildir. Çok sıfat, çoğu zaman az görüntü demektir.
  • Duyularla yazmak, beş duyuyu da her cümleye sığdırmak demek değildir. Sahneye uyan iki üç duyu yeter; zorlama olur.
  • ‘Söylemek’ kötü değildir. Geçişlerde, özetlerde ve bilgi vermede yerindedir. Sorun, önemli duyguları yalnızca söyleyerek geçmektir.
  • Gözlem, sadece dışarıya bakmak değildir. Kendi bedenindeki hisleri (gerginlik, titreme, açlık) fark etmek de gözlemdir ve günlük ile anı yazarken çok işe yarar.

Kendini sına

1. ‘Göstermek’ ile ‘söylemek’ arasındaki fark nedir? Kendi cümlelerinle açıkla.

2. ‘Evim çok güzeldi.’ cümlesini, en az iki duyuyu kullanarak ‘gösteren’ bir cümleye dönüştür.

3. Betimlemede neden her ayrıntıyı yazmak yerine ayrıntı seçmek gerekir?

4. Hangi durumda ‘söylemek’ göstermekten daha uygun olabilir? Bir örnek ver.

5. Bu hafta yapabileceğin bir gözlem alıştırması öner: Beş dakika boyunca bir mekânı beş duyuyla not al.

Cevaplar

1. Söylemek, duyguyu ya da durumu doğrudan bildirmektir (‘Korkmuştu.’). Göstermek ise o duyguyu doğuran görüntü, ses ve davranışları sunmaktır; sonucu okur kendisi çıkarır.

2. Birçok doğru cevap olabilir. Örnek: ‘Kapıyı açtığımda mutfaktan taze ekmek kokusu geldi; pencereden süzülen ışık halıdaki eski lekeyi bile sıcak gösteriyordu.’ Burada koku ve görme birlikte kullanıldı.

3. Çünkü her ayrıntıyı yazmak sahneyi dökümden ibaret bırakır. Sahnenin ruhuna uyan birkaç ayrıntı seçildiğinde hem ton oluşur hem de okur sıkılmaz.

4. Zamanı hızlıca geçmek ya da kısa bir bilgi vermek istediğinde. Örneğin ‘Aradan üç yıl geçti.’ cümlesi, üç yılı sahne sahne anlatmaktan daha uygundur.

5. Örnek alıştırma: Bir kafede beş dakika otur; gördüğün bir ayrıntıyı, duyduğun bir sesi, bir kokuyu, dokunduğun bir yüzeyi ve (varsa) tadı ayrı satırlara yaz. Sonra bu notlardan üç cümlelik küçük bir sahne kur.

Bu derste gözlemin ve duyuların yazının ham maddesi olduğunu gördük. Not defterindeki o küçük ayrıntılar, bir sonraki derste bu malzemeyi bir yapıya oturtmaya doğru ilerlerken en değerli birikimin olacak. Bu yüzden bu hafta her gün birkaç satır gözlem notu tutmayı unutma.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol

İpucu: ← ve → tuşlarıyla dersler arasında geçebilirsin.