Anı Yazmak: Hatırlananı Metne Dönüştürmek
Giriş
Hepimizin içinde, anlatılmayı bekleyen küçük bir sandık var: ilkokulun ilk günü, dedenin tütün kokan paltosu, bir yaz akşamı balkonda dinlenen radyo. Anı yazmak, bu sandığı açıp içindekilerden birini ışığa tutmaktır. Ama dikkat: anı yazmak, "hayatımı baştan sona anlatayım" demek değildir. Öyle başlayan metinler çoğu zaman yorucu bir takvime dönüşür. İyi bir anı, hayatın tamamını değil, bir parçasını anlatır; o parça da okura hayatın tamamı hakkında bir şey fısıldar.
Bugünle bağı çok yakın. Herkes telefonuna yüzlerce fotoğraf çekiyor, ama fotoğraf yalnızca "ne olduğunu" saklar; "ne hissettirdiğini" saklamaz. Onu ancak yazı saklar. Bir aile büyüğünün sesini, bir mahallenin eski halini, kendi çocukluğunuzun tadını kâğıda geçirmek, bir tür koruma işidir.
Geçen derste günlük tutmayı konuştuk: günlük, anı yaşanırken ya da hemen ardından yazılan, ham ve sıcak bir kayıttır. Bu derste ise zamanın süzgecinden geçmiş olanı yazacağız; yani aradan yıllar geçmiş bir anıyı. Bir sonraki derste (5/8) bu malzemeyi ve önceki derslerin becerilerini alıp karakter ve diyalog kurmaya geçeceğiz. Anı yazarken öğrendiklerin orada da işine yarayacak, çünkü kurgu yazarları da çoğu zaman kendi anılarından beslenir.
Bilmen gerekenler
Önce birkaç temel kavramı netleştirelim. Bunlar, anı yazarken hem yolunu bulmanı hem de metnini değerlendirmeni sağlar.
| Kavram | Ne demek? | Kısa örnek |
|---|---|---|
| Anı | Yaşanmış bir olayın, yıllar sonra, bugünün gözüyle yazılması. | Çocukken kaybolduğun bir pazar günü. |
| Günlük | Olayın yaşandığı sırada ya da hemen ardından tutulan kayıt. | "Bugün okul dönüşü yağmura yakalandım." |
| Çerçeve | Anıyı sınırlayan zaman ve mekân; neyi anlatıp neyi dışarıda bırakacağın. | Yalnızca o pazar öğleden sonrası. |
| Anlatıcı ses | Anıyı anlatan kişinin tavrı; çocuk gözüyle mi, yetişkin gözüyle mi? | "O zaman anlamamıştım, şimdi anlıyorum." |
| Duyusal ayrıntı | Görme, işitme, koklama, tatma, dokunma yoluyla gelen somut ögeler. | Naftalin kokusu, çay bardağının sıcaklığı. |
| Anlam | Anının sonunda okurda kalan düşünce ya da duygu. | Kaybolmanın aslında bir keşif olduğu. |
Anı türünün adı Fransızca kökenli "mémoire" ile ilişkilendirilir; Türkçede "hatıra" ve "anı" sözcükleri çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. "Anı" daha çok öztürkçe tercih olarak yaygınlaşmıştır. Ayrıca "anı" ile "otobiyografi" aynı şey değildir: otobiyografi bir hayatın bütününü kuşatmaya çalışır, anı ise o hayattan bir kesite odaklanır.
Anlatım
Anı yazmanın ilk adımı seçmektir. Başlangıçta herkes aynı hataya düşer: Her şeyi anlatmak ister. Oysa "çocukluğum" bir konu değil, bir denizdir. Konu, o denizden çıkardığın tek bir damladır: "Babamın beni ilk kez bisiklete bindirdiği akşam." Seçerken kendine şunu sor: Bu anı neden hâlâ aklımda? Aradan onca yıl geçmişken bunu hatırlıyorsam, içinde henüz çözülmemiş bir şey vardır. Genellikle güçlü anılar; utanç, sevinç, kayıp, şaşkınlık ya da bir dönüm noktasıyla bağlantılıdır.
İkinci adım çerçeve çizmektir. Seçtiğin anıyı zamanda ve mekânda daraltmalısın. Bir yaz tatilini anlatmak yerine, o tatilin bir öğleden sonrasını anlat. Daralttıkça derinleşirsin; çünkü dar bir alanda ayrıntıya yer açılır. Bir fotoğrafçının objektifi gibi düşün: Geniş açı bütün manzarayı verir ama hiçbir şeyi net göstermez; yakın çekim ise bir elin titreyişini bile hissettirir. Çerçevenin iyi çizilip çizilmediğini şöyle anlarsın: Anıyı bir iki cümleyle özetleyebiliyor musun? Özetleyemiyorsan çerçeve fazla geniştir.
Üçüncü adım, anıyı olay listesinden hikâyeye dönüştürmektir. "Sabah kalktım, kahvaltı yaptım, babamla çıktık, bisikleti aldık, parka gittik" bir listedir; ortada gerilim de merak da yoktur. Hikâyede ise bir istek, bir engel ve bir değişim bulunur. Küçük çocuğun bisiklete binmek istemesi (istek), düşme korkusu (engel), ve o akşam babasının elini bıraktığını fark etmesi (değişim) bir hikâye iskeleti kurar. Anının en güzel yanı, bu değişimin çoğu zaman bir iç değişim olmasıdır: Dışarıda küçük bir olay olur, içeride büyük bir şey kıpırdar.
Dördüncü adım duyuları devreye sokmaktır. Bellek, en çok koku ve ses yoluyla uyanır. "Evimiz çok güzeldi" demek yerine, mutfaktan gelen kızarmış ekmek kokusunu, kapının gıcırtısını, halının ayak altındaki dokusunu yaz. Okur "güzel" kelimesine inanmaz, ama kokuya inanır. Burada bir denge de var: Ayrıntı, anıya hizmet etmeli. Her şeyi sıralarsan metin boğulur; yalnızca anının duygusunu taşıyan ayrıntıları seç.
Beşinci adım, iki zaman arasındaki köprüyü kurmaktır. Anı yazarken aslında iki kişi konuşur: yaşayan çocuk (ya da genç) ve hatırlayan yetişkin. İyi anı metinleri bu iki sesi ustalıkla kullanır. Çocuk olayı yaşar; yetişkin ise ara sıra durup "şimdi bakınca" der. Bu yorum cümlelerini az tut ama yerinde kullan; anının anlamı çoğu zaman o küçük cümlede belirir. Sonuç bölümünde ders vermeye kalkma; anlamı göstermek, söylemekten güçlüdür.
Yakın okuma / örnek
Şimdi küçük bir örnek üzerinde çalışalım. Aşağıdaki iki versiyon, aynı anıyı iki farklı biçimde anlatıyor. Örnek metinleri bu ders için kurgusal olarak yazdım; bir yazarın eseri değildir.
Versiyon A (liste): Dedemlerin köyüne gittik. Orada iki hafta kaldık. Bahçede oynadım, ineği gördüm, akşamları dedem hikâye anlattı. Sonra eve döndük.
Versiyon B (hikâye): Dedem ineği sağarken beni yanına çağırdı. Kovanın kenarından köpüren sütün sıcaklığı avucumu yaktı; geri çekilmek istedim ama dedemin sessiz bakışı beni yerimde tuttu. O gün ilk kez, korktuğum bir şeyin elimin içinde nasıl da yumuşak olabildiğini anladım.
Fark nerede? A versiyonunda zaman çok geniş (iki hafta), duygular yok, ayrıntılar yüzeysel. B versiyonunda ise çerçeve dardır (tek bir sahne), duyusal ayrıntı vardır (sütün sıcaklığı), küçük bir iç gerilim vardır (korku ve merak) ve son cümlede bir anlam belirir. Dikkat edersen B'de "korktum" ya da "mutlu oldum" gibi doğrudan duygu sözcükleri yok; duygu, bedenin tepkisiyle gösteriliyor. Buna yazın dünyasında "göstermek, söylememek" ilkesi denir.
Şimdi sen de kendi anından kısa bir paragraf dene: Önce tek cümlelik özetini yaz, sonra o cümleye uygun tek bir sahne seç, ardından iki duyusal ayrıntı ekle. Bu üç adım bile metnini belirgin biçimde güçlendirir.
Sık karıştırılanlar
- Anı ile otobiyografi aynı değildir. Otobiyografi bir hayatın bütününü, anı ise seçilmiş bir kesiti anlatır.
- Anı ile günlük aynı değildir. Günlük olayın sıcağında tutulur; anı zamanın süzgecinden geçmiştir ve yorum içerir.
- Ayrıntı çok olunca iyi olmaz. Önemli olan ayrıntının sayısı değil, anının duygusuna hizmet etmesidir.
- Hatırlamak, kaydetmek demek değildir. Bellek bir kamera gibi çalışmaz; her hatırlayışta anıyı biraz yeniden kurarız. Bu yüzden her ayrıntıdan emin olmak zorunda değilsin; ama bilmediğin yerleri "sanırım", "tam hatırlamıyorum ama" gibi ifadelerle dürüstçe belirtebilirsin.
- Anı yazmak, yargılamak ya da hesaplaşmak demek değildir. Başkalarını yazarken adil olmaya, onların da insan olduğunu unutmamaya özen göster; yaşayan kişilerin mahremiyetini ve itibarını düşün, gerekirse isimleri değiştir ya da kişiyi tanınmaz kıl.
Kendini sına
- Anı yazarken neden tüm bir yaz tatilini değil, tek bir öğleden sonrayı anlatmak çoğu zaman daha iyidir?
- Olay listesi ile hikâye arasındaki temel fark nedir?
- "Göstermek, söylememek" ilkesini kendi cümlenle açıkla ve bir örnek ver.
- Anı metninde "iki ses" ne demektir?
- Bellek güvenilmez olduğunda, anı yazarı dürüstlüğünü nasıl koruyabilir?
Cevaplar
- Çünkü dar bir çerçeve, ayrıntıya ve duyguya yer açar; geniş zaman diliminde metin yüzeysel bir özete dönüşür.
- Listede olaylar sırayla dizilir; hikâyede ise bir istek, bir engel ve bir değişim vardır. Hikâye okuru merakta tutar ve bir anlam bırakır.
- Duyguyu doğrudan adlandırmak yerine, beden tepkisi, ses, koku ya da hareket gibi somut ayrıntılarla hissettirmektir. Örneğin "çok korktum" yerine "avucumdaki terden kovanın sapı kaydı" demek.
- Yaşayan çocuğun (ya da gencin) sesi ile hatırlayan yetişkinin sesidir. Olay çocuğun gözüyle anlatılır, anlam ise yetişkinin kısa yorumlarında belirir.
- Emin olmadığı yerleri belirterek ("sanırım", "tam hatırlamıyorum"), hatırlamadığı ayrıntıları uydurmayarak ve anlatımın kendi bakış açısı olduğunu kabul ederek.
Bir sonraki derste (5/8) bu anı malzemesinden yola çıkarak karakter ve diyalog kurmayı öğreneceğiz: Anındaki dede, anne ya da arkadaş gibi gerçek kişileri, okurun karşısında konuşan ve hareket eden karakterlere nasıl dönüştüreceğini göreceğiz. O yüzden bu hafta seçtiğin anıyı sakla; onu yeniden kullanacağız.
Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol
İpucu: ← ve → tuşlarıyla dersler arasında geçebilirsin.