Türk Halk Müziği ve Çalgıları: Bağlamadan Kemençeye

Süre tahmini: 13 dk

Giriş

Bir düğün alayının uzaktan gelen davul-zurna sesini, bir çobanın kavalını ya da bir âşığın bağlamasını duyduğunuzda kim olduğunu bilmeseniz de bu ses bana tanıdık dersiniz. Türk halk müziği, Anadolu'da yüzyıllardır yaşayan, kimin bestelediği çoğu zaman bilinmeyen ama herkesin söylediği ortak bir hafızadır. Sevincin de yasın da, gurbetin de aşkın da kendi ezgisi vardır.

Bu derste iki şeyi öğreneceğiz: ozan ve âşık geleneği nasıl bir hikâye anlatır ve bu müziği duyduğumuzda hangi çalgıyı, hangi yöreyi, hangi havayı ayırt edebiliriz. Önceki derslerde makam ve Türk müziğinin kulak yapısına yaklaşmıştık. Şimdi aynı kulakla sarayın ve tekkenin dışına, köye, yaylaya ve meydana çıkıyoruz. Bir sonraki ve kapanış dersinde ise şimdiye kadar öğrendiklerimizi toplayıp kendi dinleme rotamızı çizeceğiz.

Bilmen gerekenler

Önce birkaç temel kavram. Bunları bilmek, dinlerken kulağınıza tutunacak yer verir.

  • Ozan: İslamiyet öncesi ve sonrası Türk topluluklarında kopuz eşliğinde söyleyen, anlatan, kimi zaman da savaşa ve düğüne eşlik eden halk sanatçısı. Dede Korkut hikâyelerinde de ozan vardır.
  • Âşık: Ozan geleneğinin sonraki halkası. Saz çalıp şiir söyleyen, çoğu zaman kendi sözünü kendi yazan halk şairi. Karşılıklı söyleşip yarışmalarına atışma denir.
  • Türkü: Halkın ortak ürünü olan, sözlü ve ezgili halk şarkısı.
  • Uzun hava: Ölçüsü serbest, ezgisi ağır ağır uzayan, çoğu zaman dinlemek için söylenen havalar. Bozlak bunun güzel bir örneğidir.
  • Kırık hava: Belli bir ritmi olan, ölçülü türküler.
  • Oyun havası: Halay, zeybek, horon gibi dansa eşlik eden havalar.
  • Derleme: Yöre yöre gezip türküleri kaydetmek ve notaya almak. Macar besteci Béla Bartók'un 1936'da Türkiye'ye gelip Güney Anadolu'da yaptığı çalışma bunun ünlü örneklerindendir.

Şimdi de başlıca çalgılara küçük bir tablo ile bakalım:

ÇalgıTürüNasıl çalınır?Nerede duyulur?
Bağlama (saz)Telli, uzun saplıMızrapla ya da parmaklarla çalınırBütün Anadolu, âşık geleneği
KemençeYaylı, üç telliDiz üstünde dik tutulur, tellere tırnak yanıyla basılırKaradeniz, horon
Kabak kemaneYaylı, gövdesi kabaktanYayla çalınırEge ve Akdeniz yöreleri
Davul-zurnaVurmalı ve çift kamışlı üflemeliDavul çubuk ve tokmakla, zurna üfleyerek çalınırDüğün, halay, açık hava şenlikleri
KavalÜflemeliAğızdan, uzunca bir borudan üflenirÇoban havaları, uzun havalar
TulumDerili, hava torbalıTorbadaki havayla borulardan ses çıkarKaradeniz ve başka bazı yöreler

Anlatım

Hikâye kopuzla başlar. Ozanlar, yayla yayla, boy boy dolaşan topluluklar için hem tarih anlatıcısı hem şair hem müzisyendi. Kahramanlıkları, ölümleri, aşkları ezgiye dökerlerdi. Yazının her yerde olmadığı zamanlarda hafıza sözlüydü; bir toplumun yaşadıklarını çoğu zaman ozanın sesi taşırdı. Bağlamanın kopuz soyundan geldiği yaygın olarak söylenir. Ancak çalgıların tarihi konusunda kaynaklar her noktada aynı şeyi söylemez, bu yüzden bunu kesin bir zincir gibi değil, güçlü bir akrabalık olarak düşünmek daha doğrudur.

Zamanla ozanın yerini âşık aldı. Âşıkların şiirleri artık hece ölçüsüyle, koşma, semai, destan gibi biçimlerle söylenir hâle geldi. Yunus Emre'nin sade dili, Pir Sultan Abdal'ın isyanı ve halkın yanında duruşu, Karacaoğlan'ın doğa ve sevgi dolu dizeleri bu geleneğin büyük adları arasındadır. Bu şairlerin bir kısmının yaşam öyküsü ve hangi dizenin kime ait olduğu konusunda kesin olmayan yerler vardır; yine de adları halkın belleğinde canlıdır. Dadaloğlu ise göçebe Yörük boylarının direncini ve hayat tarzını dile getirmesiyle bilinir.

Bu geleneğin çalgısı bağlamadır. Adı, sapındaki perdelerin bağlanmasından gelir. Genellikle yedi telli olan bağlama, bulunduğu yöreye, çalana ve türküye göre değişik düzenlerde akort edilir. Anadolu'da ona sık sık kısaca saz denir. Bağlamanın sesi sıcaktır, biraz bozkırı, biraz hüznü, biraz da yiğitliği anımsatır. Ellerin tellerin üstünde vurup çaldığı şelpe tekniği de kulağa hemen çarpar; ritmi ve ezgiyi aynı anda taşır.

Şimdi haritada dolaşalım. Karadeniz'de küçük armut biçimli kemençenin tiz ve titrek sesi horonla birleşir; hızlı, sıçrayan, birlikte oynanan bir müziktir. Ege'de zeybek, dokuzluk ölçüsüyle ağır, vakur bir yürüyüş gibidir; Ege ve Akdeniz yörelerinde kabak kemanenin yaylı sesi de duyulur. Orta Anadolu'da, özellikle Kırşehir çevresinde bozlaklar, bağlamayla söylenen uzun, yürek burkan havalardır. Doğu ve Orta Anadolu'nun halayları ise davul-zurnanın gür sesiyle meydanı doldurur. Kaval ve tulum da kendi yörelerinde aynı ölçüde önemlidir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren bu ezgiler yalnızca köyde kalmadı. Türküler derlendi, notaya alındı, radyoya taşındı. Bu çalışmalar sayesinde birçok yöresel hava bugüne ulaştı; kimi zaman da farklı yörelerin ezgileri aynı çatı altında dinlenir oldu. Muzaffer Sarısözen bu derleme ve yayın çalışmalarının en tanınmış adlarındandır. Böylece köyün müziği şehirde de yaşamaya devam etti, bugün de dinleyicisini buluyor.

Yakın okuma / örnek

Âşık Veysel (1890'lı yıllarda Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu, 1973'te yaşama veda etti; doğum yılı için kaynaklar 1893 ya da 1894 der) çocukken gözlerini kaybetti ve bağlamayı hayatının merkezine koydu. Onun en bilinen şiirlerinden biri şu iki dizeyle başlar:

Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece

Dizelere bakın: her biri sekiz heceli, yani sade ve akıcı. Söz, hayatı bitmeyen bir yola benzetir; yolcu durmadan yürür, ama nereye vardığını tam bilmez. Yaşamın kısalığı ile yolun uzunluğu arasındaki bu karşıtlık, şiirin gücünü verir. Veysel'in dili süslü değil; köylünün kullandığı kelimeler, herkesin anlayacağı kadar açık. Yine de ne anlattığı derin. Halk şiirinin büyüklüğü de burada saklıdır: basit sözlerle büyük soruları sormak.

Dinlerken şunlara dikkat edin: bağlama nasıl bir ses veriyor, söz mü ön planda yoksa ezgi mi, çalgı sesi söyleyeni bastırıyor mu, yoksa ona eşlik mi ediyor? Bu tür bir sade eşlik, âşık geleneğinin özelliğidir. Söz ana rolde, çalgı ise onun yol arkadaşıdır.

Sık karıştırılanlar

  • Ozan ile âşık aynı şey değildir. Ozan, kopuz çağının anlatıcısıdır; âşık, sonraki dönemin saz şairidir. İkisi birbirine bağlıdır ama aynı kişi türü değildir.
  • Saz ile bağlama: Saz genel bir addır, bağlama ise bu ailenin en tanınmış üyesidir. Günlük dilde ikisi sık sık birbirinin yerine kullanılır.
  • Kemençe tek çalgı değildir. Karadeniz kemençesi üç telli halk çalgısıdır; klasik Türk müziğinde (sanat müziğinde) kullanılan kemençe ise farklı bir çalgıdır, yapısı ve çalınışı ayrıdır.
  • Kabak kemane ile kemençe: İkisi de yaylıdır ama gövdeleri, yöreleri ve sesleri farklıdır. Kabak kemanenin gövdesi kabaktan yapılır.
  • Halk müziği yalnızca köy müziği değildir. Şehirde de yaşar, radyoda ve konserde de dinlenir. Ayrıca her türkü oyun havası değildir; uzun havalar dans için değil, dinlemek içindir.

Kendini sına

  • 1. Ozan ile âşık arasındaki temel fark nedir?
  • 2. Uzun hava ile kırık hava arasındaki fark nedir?
  • 3. Karadeniz kemençesi hangi oyun havasıyla birlikte duyulur ve kaç telli bir çalgıdır?
  • 4. Davul-zurna genellikle hangi ortamlarda duyulur?
  • 5. Âşık Veysel'in şiirinin dili için ne söylenebilir?

Cevaplar

  • 1. Ozan kopuz çağının anlatıcısı ve şairidir; âşık ise sonraki dönemde saz eşliğinde, çoğunlukla hece ölçüsüyle kendi şiirini söyleyen halk şairidir.
  • 2. Uzun hava ölçüsüzdür, serbest ve ağırdır; kırık hava ise belli bir ritmi ve ölçüsü olan türküdür.
  • 3. Horonla birlikte duyulur; üç telli, yaylı bir çalgıdır.
  • 4. Düğünlerde, halay ve şenliklerde, yani açık hava ve kalabalık ortamlarında.
  • 5. Sadedir, halkın kullandığı kelimelerle yazılmıştır, hece ölçüsünün akıcılığı vardır; yine de hayat gibi büyük konuları derinlikle anlatır.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol