Türk Müziğinin Temelleri: Makam, Usul ve Sanat Müziği
Süre: 14 dk
Giriş
Bir müziği dinlerken ilk sorumuz genellikle şudur: ‘Bu ne kadar güzel?’ Oysa daha önce şunu sormak gerekir: ‘Bu müzik nasıl kurulmuş?’ Batı müziğinde bu sorunun cevabı dizi, ölçü ve armonidir. Türk sanat müziğinde ise cevap makam ve usul kavramlarında yatar. Bu ikiliyi anlayan biri, bir taksimin neden ‘hüzünlü’, bir peşrevin neden ‘yürüyen’ geldiğini fark etmeye başlar.
Bugünle bağı çok yakın: Radyoda duyduğumuz bir şarkının, bir ilahinin, hatta bir pop parçasındaki ney sesinin arkasında çoğu zaman bu sistem durur. Önceki derslerde Batı müziğinin dizilerini, ölçülerini ve türlerini tanıdık. Şimdi aynı soruları başka bir müzik geleneğine soracağız. Amaç ‘hangisi daha iyi’ demek değil, her birinin kendi mantığını kavramak.
Bilmen gerekenler
Önce temel kavramlara bakalım. Tabloyu, Batı müziğindeki karşılıklarıyla birlikte okumak işe yarar; ama karşılıkların yaklaşık olduğunu unutma.
| Kavram | Kısaca anlamı | Batı müziğindeki yaklaşık karşılığı |
|---|---|---|
| Makam | Dizi, seyir kuralları ve karakterden oluşan melodik yapı | Dizi (majör/minör) + ezgi kalıpları; birebir karşılığı yok |
| Seyir | Ezginin makam içindeki yolculuğu: nereden başlar, nerelere uğrar | Melodinin tonal gidişi |
| Durak (karar) | Makamın bitiş sesi | Tonik |
| Güçlü | Makamda ikinci önemli, ezginin sık dinlendiği ses | Dominant’a benzer bir rol |
| Usul | Zamanı düzenleyen vuruş kalıbı | Ölçü ve tempo kalıbı |
| Düm / tek | Usulde güçlü ve zayıf vuruşlar | Ölçüdeki vurgulu ve vurgusuz zamanlar |
| Koma | Tam sesin dokuza bölünmesiyle elde edilen küçük aralık birimi | Piyanoda karşılığı yok |
Bilmen gereken birkaç ad da var: Itrî (17. yüzyıl sonu – 18. yüzyıl başı), Dimitrie Kantemir (Kantemiroğlu) (1673–1723), Hacı Arif Bey (1831–1885), Dede Efendi (1778–1846) ve Tanburi Cemil Bey (1873–1916).
Anlatım
Makamı anlamanın en kolay yolu bir yol haritası gibi düşünmektir. Batı müziğinde ‘Do majör’ dediğimizde sekiz sesli bir dizi aklımıza gelir. Makamda ise dizi yalnızca başlangıçtır. Aynı sesleri kullanan iki makam, seyirleri farklı olduğu için başka başka duyulabilir. Biri karar sesinden yukarı doğru açılır, öbürü önce tizlere çıkıp sonra yavaşça iner. Yani makam, hem ‘hangi sesler’ hem de ‘bu seslerde nasıl gezinilir’ sorusunun cevabıdır.
İkinci fark, ses aralıklarıdır. Batı müziğinde oktav on iki eşit yarım sese bölünür; piyanonun tuşları bunun üzerine kuruludur. Türk müziği kuramında ise 20. yüzyılda yaygınlaşan Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi oktavı 53 komaya böler. Bu yüzden bazı perdeler piyanodaki tuşların arasına düşer. Türk müziğinin ‘farklı bir tat’ vermesinin başlıca nedenlerinden biri budur. Buna rağmen bazı makamlar Batılı kulağa tanıdık gelir: Çargâh makamı majör diziye, Buselik makamı ise doğal minör diziye yaklaşır. Hicaz gibi makamlar ise araya giren geniş aralıklarıyla belirgin bir ‘Doğu’ rengi taşır.
Üçüncü büyük fark, çokseslilik konusundadır. Klasik Batı müziği armoniyle, yani seslerin üst üste kurulmasıyla zenginleşir. Geleneksel Türk sanat müziği ise tek sesli (monofonik) düşünülür: Herkes aynı ezgiyi çalar ya da söyler; buna ‘hep birlikte aynı melodi’ diyebiliriz. Süsleme, ezgiye zenginlik katar. Bu yüzden dinlerken akordu değil, çizgiyi takip etmek gerekir.
Zamanı düzenleyen unsur ise usuldür. Batı’da 3/4 ya da 4/4 gibi ölçüleri biliriz. Türk müziğinde usuller çok daha çeşitlidir ve bazıları oldukça uzundur. Örneğin Sofyan dört zamanlı, sade bir usuldür. Aksak dokuz zamanlıdır ve genellikle 2+2+2+3 şeklinde hissedilir; o son üçlü grup ezgiye ‘sekme’ hissi verir. Yürük semai altı zamanlı, hızlı ve oyunludur. Curcuna on zamanlıdır. Usulün içindeki güçlü vuruşlara düm, zayıf vuruşlara tek denir. Bu vuruşlar geleneksel olarak elle diz üstünde tutularak öğrenilir; yani usul, bedenle öğrenilen bir bilgidir.
Bu sistemin içinde birçok form doğmuştur. Saz eserleri arasında peşrev ve saz semaisi sayılabilir; sözlü eserler arasında ise kâr, beste, semai ve şarkı gelir. Bunların dizildiği bir konsere fasıl denir. Fasıl, aynı makamdaki eserlerin belirli bir sıra içinde çalınıp söylendiği bir çeşit müzik yolculuğudur. Ayrıca çalgıcının kendi hayal gücüyle makamı gezdiği taksim ve sözlü doğaçlama gazel de bu dünyanın parçasıdır.
Bu geleneğin taşıyıcıları ise besteciler ve icracılardır. Itrî, ilahi ve dinî müzikte hâlâ anılan bir ustadır. Kantemiroğlu, 18. yüzyıl başında kendi geliştirdiği bir notayla yüzlerce eseri yazıya geçirmesiyle bilinir; sözlü gelenekte yaşayan müziği kayda geçirmek büyük bir adımdı. Dede Efendi 19. yüzyılın en önemli bestecilerindendir. Hacı Arif Bey ise şarkı formundaki zarif eserleriyle tanınır. Tanburi Cemil Bey, tanbur, kemençe ve yaylı tanbur gibi çalgılardaki virtüözlüğü ve taksimleriyle 20. yüzyıl başında bir ölçü olmuştur.
Yakın okuma / örnek
Şimdi kulak antrenmanı yapalım. Elinde herhangi bir Rast makamında saz eseri ya da taksim olsun (Rast, Türk müziğinin en temel makamlarından biridir). Şu adımları dene:
- Birinci dinleme: Yalnızca karakteri hisset. Ezgi ferah mı, durgun mu, dertli mi?
- İkinci dinleme: Ezginin sık sık dinlendiği, ‘evine döner gibi’ bittiği sesi ara. Bu, kararın izidir.
- Üçüncü dinleme: Vuruşları say. Parça sekiyor mu, akıyor mu? İki ile üç zamanlı grupların ardışık gelip gelmediğine bak. Aksak usulünde bu ‘2-2-2-3’ sekmesini yakalayabilirsin.
Bir de taksim örneği düşün. Tanburi Cemil Bey’in kayıtları, taksimin nasıl işlediğini anlamak için sık önerilir. Taksimde usul yoktur; ses serbestçe ilerler. Çalgıcı önce karar sesinin çevresinde dolaşır, sonra makamın tiz bölgesine çıkar, en sonunda başladığı yere döner. İşte seyir tam olarak budur. Dikkat et: Çalgıcı bir ses üzerinde durup onu biraz süslüyorsa, o ses muhtemelen makamda önemli bir konuma sahiptir.
Yorum: Batı müziğinde ‘hangi ton?’ diye sorarız; burada ‘hangi yoldan, hangi ruh hâliyle?’ diye sorarız. Bu bakış, dinlemeyi bir çeşit yolculuk takibine çevirir.
Sık karıştırılanlar
- Makam = dizi değildir. Dizi yalnızca sesleri verir; makam seyri, durakları ve karakteri de içerir.
- Usul = tempo değildir. Usul vuruş kalıbıdır; aynı usul yavaş da hızlı da çalınabilir.
- ‘Türk müziği’ tek bir şey değildir. Sanat müziği (klasik), halk müziği ve dinî müzik farklı gelenekler olarak gelişmiştir. Bu dersin konusu sanat müziğidir; bu ayrım bazen kesin çizgilerle değil, geçişlerle yaşanır.
- Koma piyanoda yoktur. Bu yüzden piyanoyla çalınan bir makam eseri, özgün tınısının bir kısmını yitirir.
- Tek seslilik ‘eksiklik’ değildir. Bu, sistemin kendi tercihidir; zenginlik süsleme ve ezgi inceliğinden gelir.
Kendini sına
1) Makamda ‘durak’ (karar) neyi ifade eder?
2) Aksak usulü kaç zamanlıdır ve nasıl gruplanır?
3) Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi oktavı kaç komaya böler?
4) Geleneksel Türk sanat müziği ile klasik Batı müziği arasındaki temel doku farkı nedir?
5) Dinlerken ‘seyir’i takip etmek ne demektir?
Cevaplar
1) Makamın bitiş sesidir; Batı’daki toniğe yaklaşık olarak karşılık gelir.
2) Dokuz zamanlıdır; genellikle 2+2+2+3 şeklinde hissedilir.
3) 53 komaya böler.
4) Türk sanat müziği geleneksel olarak tek seslidir (aynı ezgi herkesçe çalınır); klasik Batı müziği ise armoniyle, yani seslerin üst üste kurulmasıyla zenginleşir.
5) Ezginin başlangıçtan karara kadar hangi seslere uğradığını, nerede tizleşip nerede indiğini izlemek demektir.
Bir sonraki derste bu kulağı yeni bir dinleme durağında kullanacağız. Önceki derslerde öğrendiğin Batı müziği araçlarıyla bugünkü makam ve usul bilgini yan yana koyduğunda, dinlediğin her müziğin kendi mantığını daha rahat sezeceksin.
Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol