Ahlak, Özgürlük ve Toplum: Doğru Yaşamak Ne Demek?
Giriş
Sabah otobüste yaşlı birine yer vermek, sınavda yan sıradakinin kâğıdına bakmamak, arkadaşının sırrını saklamak… Hepimiz gün içinde küçük ahlak kararları veririz ve çoğu zaman bunları düşünmeden yaparız. Felsefe ise durup sorar: Bir davranışı doğru yapan nedir? Niyet mi, sonuç mu, yoksa davranan kişinin karakteri mi?
Bu soru yeni değil. Kursun başında Sokrates'in “Nasıl yaşamalıyız?” sorusunu görmüştük. Önceki derslerde felsefenin büyük sorularında ilerledik; bu derste bilgi ve varlık sorularından insanın en yakından ilgilendiği alana geçiyoruz: iyi yaşamak, özgür olmak ve başkalarıyla birlikte yaşamak. Bugün yapay zekâ, tıp etiği, iklim ve adalet tartışmalarında duyduğumuz argümanların çoğu, aşağıda tanıyacağımız üç ahlak anlayışının torunlarıdır.
Bilmen gerekenler
Önce sözlüğümüzü toplayalım. Etik (ahlak felsefesi), “iyi”, “doğru” ve “ödev” gibi kavramları sorgulayan felsefe dalıdır. Aşağıdaki tablo, bu derste tanıyacağımız başlıca yaklaşımları özetliyor.
| Yaklaşım | Düşünür | Ana fikir | Odaklandığı şey |
|---|---|---|---|
| Erdem etiği | Aristoteles (MÖ 384–322) | İyi yaşam, erdemli karakterle mümkündür. | Kişinin karakteri |
| Ödev ahlakı | Immanuel Kant (1724–1804) | Doğru olan, evrensel bir ilkeye uygun davranmaktır. | Niyet ve ilke |
| Faydacılık | Jeremy Bentham (1748–1832), John Stuart Mill (1806–1873) | Doğru olan, toplam mutluluğu artırandır. | Sonuç |
| Toplum sözleşmesi | Hobbes, Locke, Rousseau | Devletin meşruiyeti, bireylerin rızasına dayanır. | Siyasal otoritenin temeli |
Bir de özgürlük kavramı var: hem “engellenmemek” hem de “kendi kendine yasa koyabilmek” anlamına gelebilir. Yazının ilerisinde bu ikisini ayıracağız.
Anlatım
Hikâyeyi Aristoteles'le başlatalım. Atina'daki okulu Lykeion'da ders veren bu filozof, ahlak üzerine düşüncelerini en çok Nikomakhos'a Etik adlı eserinde topladı. Ona göre insanın amacı eudaimonia, yani “iyi yaşamak, insanca gelişmek”tir. Buna sık sık “mutluluk” denir; ama bu, hoş bir ruh hâlinden çok, yeteneklerini doğru biçimde kullanarak dolu bir hayat sürmek demektir. Bu hedefe erdemli karakterle varılır. Erdemler ise ders dinleyerek değil, alıştırmayla kazanılır: Adil davranarak adil, cesur davranarak cesur oluruz. Aristoteles'in bilinen bir fikri de erdemin iki aşırılık arasında bir orta yol olmasıdır. Cesaret, korkaklıkla gözü karalık arasındadır; cömertlik, cimrilikle savurganlık arasında. Bu “orta”, herkes için aynı matematiksel nokta değil; durumu ve kişiyi gözeten sağduyulu bir ölçüdür.
Aradan yaklaşık iki bin yıl geçti ve Prusya'nın Königsberg kentinde yaşayan Immanuel Kant soruya başka bir yerden baktı. Kant'a göre bir eylemi ahlaklı yapan, ne getirdiği değil, hangi ilkeyle yapıldığıdır. Kişi sırf ödev bilinciyle, “doğru olduğu için” davranmalıdır. Bunun ölçüsü için kategorik imperatif (koşulsuz buyruk) dediği ilkeyi önerdi. Bir biçimi şöyle: Öyle davran ki, davranışının ilkesi herkes için geçerli bir yasa olabilsin. Bir diğer biçimi ise insana, kendinde amaç olarak davranmayı, onu yalnızca araç saymamayı ister. Bu düşünceler 1785'te yayımlanan Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi kitabında yer alır. İnsan onuru fikrinin arkasındaki güçlü felsefi köklerden biri de budur.
Sonra 18. ve 19. yüzyıl İngiltere'sinde, sanayileşen ve hızla değişen bir toplumda üçüncü bir cevap doğdu: faydacılık. Jeremy Bentham, bir davranışın doğruluğunu, sağladığı acı ve haz dengesine bakarak ölçmeyi önerdi; yasaların da en çok sayıda insanın en büyük mutluluğunu gözetmesi gerektiğini savundu. John Stuart Mill bu düşünceyi geliştirdi. Ona göre hazların kalitesi de önemliydi; bedensel zevkler kadar zihinsel ve ruhsal doyumlar da hesaba katılmalıydı. Faydacılığın gücü, bize somut bir soru vermesidir: Bu kararın sonunda kimin hayatı daha iyi, kimin daha kötü olacak? Zayıflığı ise azınlığın haklarını çiğneme riskidir; çoğunluğa yarar sağlıyor diye masum birine haksızlık yapılabilir mi?
Şimdi bireyden topluma geçelim. “Neden bir devletin kurallarına uyarız?” sorusuna 17. ve 18. yüzyılın düşünürleri toplum sözleşmesi fikriyle yanıt verdi. Thomas Hobbes, Leviathan (1651) adlı eserinde, devletsiz “doğa durumu”nu herkesin herkese karşı tehdit olduğu bir düzensizlik olarak düşündü ve güvenlik karşılığında güçlü bir otoriteye boyun eğmeyi savundu. John Locke ise hükümetin görevini yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi hakları korumak olarak gördü; hükümet bunu yapmazsa meşruiyetini yitirebilirdi. Jean-Jacques Rousseau, 1762 tarihli Toplum Sözleşmesi'nde yasaların bizzat halkın ortak iradesinden doğması gerektiğini savundu. Kitabın ünlü açılış cümlesi, insanın özgür doğduğu hâlde her yerde zincirler içinde olduğunu söyler.
Özgürlük konusunda son olarak yine Mill'e dönelim. Özgürlük Üzerine (1859) adlı kitabında, toplumun bir bireyin özgürlüğüne ancak başkalarına zarar vermesini önlemek için müdahale edebileceğini savundu. Buna zarar ilkesi denir. Kişinin yalnızca kendini ilgilendiren tercihleri, başkalarına göre “yanlış” görünse bile, ona bırakılmalıdır. Bu ilke, bugün ifade özgürlüğü ve kişisel tercihler üzerine yapılan tartışmaların temel dayanaklarından biridir.
Yakın okuma / örnek
Üç yaklaşımı aynı senaryoda sınayalım. Felsefe derslerinde çok kullanılan tramvay ikilemi (Philippa Foot'un 1967'de ortaya attığı, sonra Judith Jarvis Thomson ile tartışmaya açılan bir düşünce deneyi) şöyledir: Kontrolden çıkmış bir tramvay, raylarda çalışan beş kişiye doğru gidiyor. Makası çevirirseniz tramvay yan raya geçer, orada ise yalnızca bir kişi var. Makası çevirir misiniz?
Bir faydacı büyük olasılıkla “Evet” der: Beş can, bir candan değerlidir; sonuçta daha az kayıp olur. Kant çizgisinde düşünen biri ise tereddüt eder: Bir insanı başkalarını kurtarmak için araç olarak kullanmak, onun insanlık onuruyla bağdaşır mı? Erdem etiği ise başka bir soru sorar: Bu durumda erdemli, yani hem cesur hem merhametli hem de sağduyulu bir insan nasıl davranırdı? Ve bu karar, kişinin karakterinde ne bırakır?
İkilemin öğrettiği şey doğru cevabı bulmak değil, gerekçelerimizi fark etmektir. Çoğumuz farkında olmadan bu üç ölçütü karışık kullanırız. Felsefe, bu ölçütleri açık ve tutarlı hâle getirmemize yardım eder. Farklı düşünenlerle konuşurken de nerede ayrıldığımızı görmemizi sağlar: Ayrılık çoğu zaman olgularda değil, hangi ölçüte ağırlık verdiğimizdedir.
Sık karıştırılanlar
- Faydacılık “bencillik” değildir. Faydacılıkta ölçü, kişinin kendi çıkarı değil, herkesin toplam mutluluğudur.
- Kant “sonuç önemsizdir” demez. Ona göre ahlaki değer, öncelikle niyette ve ilkededir; ama bu, sonuçlarla hiç ilgilenmemek anlamına gelmez.
- Aristoteles'in “orta yol”u vasatlık demek değildir. Her durumda ölçülü ve yerinde davranmayı anlatır; kimi durumda büyük bir cesaret gerektirebilir.
- Toplum sözleşmesi, tarihte gerçekten imzalanmış bir belge değildir. Düşünürler bunu, devletin meşruiyetini açıklamak için kurulan bir düşünce aracı olarak kullanırlar.
- Özgürlük “canımın istediğini yapmak” değildir. Mill'in zarar ilkesi bile başkalarına zarar vermeyi sınır sayar; Rousseau ve Kant için ise özgürlük, kişinin kendi koyduğu akılcı yasaya uymasıdır.
Kendini sına
- Aristoteles'e göre erdemler nasıl kazanılır ve “eudaimonia” ne anlama gelir?
- Kant'ın kategorik imperatifinin iki biçimini kendi cümlelerinle anlat.
- Faydacılık bir davranışın doğruluğunu neye göre ölçer? Bu yaklaşımın en büyük eleştirisi nedir?
- Hobbes, Locke ve Rousseau'nun toplum sözleşmesi anlayışlarını birer cümleyle karşılaştır.
- Mill'in “zarar ilkesi” nedir? Günlük hayattan bir örnekle açıkla.
Cevaplar
- Erdemler alıştırma ve alışkanlıkla kazanılır: adil davranarak adil, cesur davranarak cesur oluruz. Eudaimonia, “iyi yaşamak”, yani insanın yeteneklerini doğru kullanarak gelişmesi ve dolu bir hayat sürmesidir.
- Birincisi: Davranışının ilkesi herkes için geçerli bir yasa olabilecek şekilde davran. İkincisi: İnsana, hem kendine hem başkasına, yalnızca araç değil aynı zamanda amaç olarak davran.
- Faydacılık, davranışın doğruluğunu sonucuna, yani toplam mutluluğa (haz ve acı dengesine) göre ölçer. En büyük eleştiri, çoğunluğun yararı adına azınlığın haklarının çiğnenebilmesi riskidir.
- Hobbes, güvenlik için güçlü bir otoriteye boyun eğmeyi savunur. Locke, hükümetin hakları korumakla yükümlü olduğunu ve bunu yapmazsa meşruiyetini yitirebileceğini söyler. Rousseau, yasaların halkın ortak iradesinden doğması gerektiğini savunur.
- Zarar ilkesine göre toplum, bireyin özgürlüğüne ancak başkalarına zarar vermesini önlemek için müdahale edebilir. Örneğin kişinin kendi giyim ya da beslenme tercihi kendisine aittir; ama başkalarının sağlığını tehlikeye atan bir davranış sınırlandırılabilir.
Bu dersle birlikte insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusunu farklı gözlüklerle görmeyi denedik. Kursun sekizinci ve son dersinde, bu yolculuğun ışığında büyük soruları toparlayacak, felsefeyi günlük hayatta nasıl kullanabileceğimizi konuşacağız.
Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol