Orta Çağ ve İslam Dünyasında Felsefe: Akıl ile İnanç

Giriş

Okuma süresi: yaklaşık 11 dk

Bir düşün: Elinde iki güçlü kaynak var. Biri aklın, yani gözlemin ve mantığın söyledikleri. Diğeri kutsal kitabın ve inancın söyledikleri. İkisi çatışırsa hangisine güvenirsin? Yoksa aslında çatışmıyorlar mıdır? Orta Çağ'ın büyük düşünürleri bu soruyla yıllarca uğraştı. Bu ders tam olarak bunu anlatıyor.

Bir önceki derste Antik Yunan'ı, yani Sokrates, Platon ve Aristoteles'in kurduğu dünyayı gezdik. Bu derste o mirasın Roma'nın çöküşünden sonra nasıl yaşadığını göreceğiz. Bağdat'ta, Kurtuba'da, Paris'te ve Napoli'de okunup yeniden yorumlandı. Sonraki derste Rönesans ve modern felsefenin başlangıcına geçeceğiz. O yeni dönem, bu derste anlatılan çevirilerin, yorumların ve tartışmaların üzerine kuruldu.

Bugünle bağı da güçlü. ‘Bilim ile din birbirine karşı mı?’ tartışması hâlâ gündemde. Orta Çağ düşünürleri bu tartışmaya bin yıl önce çok ince cevaplar verdi. Bu cevapları bilmek, günümüz tartışmalarını daha sakin izlemeni sağlar.

Bilmen gerekenler

Önce sahnedeki isimlere ve kavramlara bakalım.

Kişi / kavramYaklaşık dönemNeden önemli?
Augustinus354–430Hristiyan düşüncesini Platoncu felsefeyle birleştirdi. İtiraflar ve Tanrı Devleti adlı eserleriyle bilinir.
Farabiyaklaşık 870–950Aristoteles yorumcusu. ‘İkinci Öğretmen’ unvanıyla anılır, çünkü birinci öğretmen Aristoteles kabul edilir.
İbn Sina (Avicenna)980–1037Hem filozof hem hekim. Şifa ve Tıbbın Kanunu adlı eserlerin yazarı.
Gazali1058–1111Filozofların bazı görüşlerini eleştiren büyük Müslüman düşünür.
İbn Rüşd (Averroes)1126–1198Aristoteles şerhleriyle ünlü Endülüslü filozof ve hukukçu. Gazali'ye cevap yazdı.
Thomas Aquinas1225–1274Aristoteles felsefesini Hristiyan teolojisiyle uzlaştırdı. Ana eseri Summa Theologiae.
Skolastikyaklaşık 11.–14. yüzyıllarAvrupa üniversitelerinde gelişen, soru–cevap ve mantık ağırlıklı öğretim ve düşünce geleneği.

Bir kavram daha var: vahiy. Tanrı'dan gelen bilgi demektir. Tartışmanın özü şuydu: Akılla ulaşılan bilgi ile vahiyle gelen bilgi nasıl bir arada durur?

Anlatım

Hikâye Roma'nın son döneminde başlar. Augustinus, gençliğinde felsefenin ve çeşitli öğretilerin peşinden koştu, sonra Hristiyan oldu. Ona göre akıl ve inanç düşman değildi. İnanç, aklın önünü açan bir başlangıç noktasıydı. Sıkça ona bağlanan ‘anlamak için inan’ anlayışı, düşüncesinin özünü iyi anlatır. Ayrıca zaman üzerine yazdığı satırlar hâlâ okunur. Zamanı herkes bilir gibidir, ama açıklamaya kalkınca zorlanırız, der.

Batı Avrupa'da siyasi karışıklıklar sürerken felsefenin ışığı doğuda yanıyordu. Abbasi halifeliği döneminde Bağdat'ta çeviri faaliyeti güçlendi. Yunanca, Süryanice ve başka dillerdeki bilimsel ve felsefi eserler Arapçaya aktarıldı. Bu çeviri hareketinin merkezlerinden biri Beytülhikme olarak anılır. Kindi gibi ilk dönem filozofları bu birikimle çalıştı. Böylece Aristoteles ve Platoncu gelenek, Arapça yazan düşünürlerin elinde yeni bir hayat buldu.

Farabi bu geleneğin en parlak isimlerinden biriydi. Mantık, siyaset ve müzik gibi çok geniş alanlarda yazdı. İdeal bir devletin nasıl olması gerektiğini anlatan eseri El-Medînetü'l-Fâzıla ile bilinir. Ona göre felsefe ile din aynı hakikate farklı yollardan yaklaşır. Felsefe kavramlarla ve kanıtla konuşur, din ise herkesin anlayacağı örnekler ve imgelerle. Bu fikir sonraki filozofların hepsini etkiledi.

İbn Sina, bu mirası daha da sistemli hâle getirdi. Meşhur ‘uçan adam’ düşünce deneyinde, hiçbir duyusu çalışmayan ve havada asılı bir insan hayal eder. Böyle biri bile kendi varlığından emin olurdu, diyerek ruhun bedenden ayrı düşünülebileceğini savunur. Bu, Descartes'ın çok sonraki ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ fikrini hatırlatır. İki düşünür arasında doğrudan etki olup olmadığı ise tartışmalıdır, kaynaklar farklı söyler. İbn Sina'nın tıp kitabı da yüzyıllar boyunca hem doğuda hem batıda okutuldu.

Sonra itirazlar geldi. Gazali, filozofların bazı sonuçlarını, örneğin evrenin ezeliliği gibi konuları, dinle bağdaşmaz buldu ve Tehâfütü'l-Felâsife adlı kitabı yazdı. Bu kitaba yüzyıl sonra İbn Rüşd Endülüs'ten cevap verdi: Tehâfütü't-Tehâfüt. İbn Rüşd, felsefeyi savundu. Ona göre kutsal metin insanı düşünmeye çağırıyordu, yani felsefe yapmak dine aykırı değil, hatta teşvik edilen bir şeydi. Aristoteles üzerine yazdığı şerhler o kadar saygı gördü ki Latin dünyasında ona ‘Şârih’, yani yorumcu denildi.

Bu birikim Batı'ya Endülüs ve Sicilya gibi temas noktalarından geçti. Özellikle 12. yüzyılda Toledo gibi merkezlerde Arapça eserler Latinceye çevrildi. Avrupa'nın yeni kurulan üniversiteleri bu eserlerle tanıştı. Aquinas tam bu ortamda yetişti. Aristoteles'e o kadar değer verirdi ki ondan çoğu zaman sadece ‘Filozof’ diye söz ederdi. Aquinas'a göre akıl ve vahiy aynı kaynaktan geliyordu, dolayısıyla gerçekten çelişemezlerdi. Tanrı'nın varlığı için sunduğu ‘beş yol’ da, gözlemlenen dünyadan yola çıkan akıl yürütmelerdi. Bazı konuları ise akıl tek başına çözemez, orada vahiy devreye girer diyordu.

Yakın okuma / örnek

Somut bir örnek verelim: evren ezelî mi, yaratılmış mı? Aristoteles'in kitaplarından okunan görüşe göre evren başlangıçsız görünüyordu. Oysa hem İslam hem Hristiyan öğretisi evrenin yaratıldığını söylüyordu. İşte gerilim buradaydı.

Gazali bu konuda filozofları sert biçimde eleştirdi. İbn Rüşd ise sorunun göründüğü kadar keskin olmadığını, kutsal metinlerin ve felsefenin farklı düzeylerde konuştuğunu savundu. Aquinas'ın yolu ise ilginçtir: Evrenin bir başlangıcı olduğunu akılla kesin olarak ispatlayamayacağımızı, bunu inancın bildirdiği bir hakikat olarak kabul etmemiz gerektiğini söyledi. Yani aynı soruya üç düşünür üç farklı incelikle yaklaştı.

Yorum: Bu örnek, Orta Çağ tartışmalarının ‘akıl kazandı, inanç kaybetti’ gibi basit bir maçtan ibaret olmadığını gösterir. Bu insanlar hem inançlı hem de son derece titiz düşünürlerdi. Amaçları, iki bilgi kaynağının haklarını birlikte korumaktı.

Sık karıştırılanlar

  • ‘Orta Çağ karanlık bir dönemdi.’ Bu fazla basit bir yargı. Bağdat, Kurtuba ve Paris'te yoğun bir düşünce hayatı vardı.
  • ‘İslam filozofları sadece Yunan eserlerini taşıdı.’ Hayır. Farabi ve İbn Sina yeni sistemler ve kendi katkılarını üretti; tıp, mantık ve metafizikte özgün fikirler geliştirdi.
  • ‘Gazali felsefeyi tamamen yok etti.’ Bu abartılı bir anlatı. Gazali bazı filozofları belirli konularda eleştirdi. İbn Rüşd'ün cevabı ve sonraki tartışmalar, felsefenin çeşitli biçimlerde sürdüğünü gösterir. Bu konudaki değerlendirmeler tarihçiler arasında farklılık gösterir.
  • ‘İbn Rüşd hem dinde hem felsefede iki ayrı doğru olduğunu söyledi.’ ‘Çifte hakikat’ fikri çoğunlukla onun Latin takipçilerine atfedilir. İbn Rüşd'ün kendisinin böyle dediği ise tartışmalıdır.
  • ‘Aquinas ile Augustinus aynı çizgide.’ İkisi de Hristiyan düşünürdür, ama Augustinus daha çok Platoncu gelenekten, Aquinas ise Aristoteles'ten beslendi.

Kendini sına

  • 1. Farabi'ye neden ‘İkinci Öğretmen’ denir?
  • 2. İbn Sina'nın ‘uçan adam’ düşünce deneyi neyi göstermeye çalışır?
  • 3. Gazali'nin Tehâfütü'l-Felâsife kitabına İbn Rüşd hangi eserle karşılık verdi?
  • 4. Aquinas'a göre akıl ve vahiy arasındaki ilişki nasıldır?
  • 5. Antik Yunan düşüncesi Avrupa'ya hangi yollardan ulaştı? İki örnek ver.

Cevaplar

  • 1. Birinci öğretmen Aristoteles kabul edildiği için, onu en iyi anlayan ve yorumlayan Farabi ‘ikinci’ öğretmen olarak anıldı.
  • 2. Hiçbir duyusu çalışmayan bir insanın bile kendi varlığından emin olacağını ileri sürerek, ruhun bedenden ayrı düşünülebileceğini göstermeye çalışır.
  • 3. Tehâfütü't-Tehâfüt adlı eserle.
  • 4. İkisi de aynı kaynaktan gelir, bu yüzden gerçekten çelişemezler. Akıl pek çok konuda yol gösterir; bazı konularda ise vahiy gerekir.
  • 5. Örneğin Arapçaya yapılan çeviriler ve bunların Endülüs ile Toledo gibi merkezlerde Latinceye aktarılması; ayrıca Avrupa üniversitelerinde bu metinlerin okutulması. Sonraki derste göreceğimiz Rönesans, bu birikimin üzerinde yükselecek.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol