Akılcılık ve Deneycilik: Bilgi Nereden Gelir?

Giriş

Sabah uyandığında elindeki telefonun gerçekten orada olduğundan nasıl emin olursun? "Gözümle görüyorum" dersin. Peki ya bir rüyada da aynı şeyi söylemiş olsaydın? İşte bu ders, tam da bu türden basit görünen ama derin bir soruyla ilgili: Bilgi nereden gelir? Aklımızdan mı, yoksa duyularımızdan mı?

Bu soru, 17. ve 18. yüzyıl Avrupa'sında felsefenin en büyük tartışmalarından birine dönüştü. Bir tarafta akılcılar (rasyonalistler) vardı: Onlara göre sağlam bilgi, düşüncenin kendi gücünden çıkar. Öbür tarafta deneyciler (ampiristler) duruyordu: Onlara göre insan zihni önce boş bir sayfadır, bilgiyi deneyim yazar.

Bugünle bağı çok yakın. Bir bilim insanı hem kuramlar kurar (akıl) hem de deney yapar (gözlem). Bir haberin doğruluğunu tartarken hem mantığımıza hem de kanıtlara bakarız. Yani bu tartışma, günlük hayatta "neye, neden inanmalıyım?" dediğimiz her anın arka planında duruyor.

Bir önceki derste, felsefenin ortaçağdaki inanç ve akıl ilişkisini konuşmuş, modern çağın eşiğine gelmiştik. Bu ders o eşiği geçiyor; bir sonraki derste ise bilgiden ahlaka dönüp "Nasıl yaşamalıyız, iyi nedir?" sorusuna, etik tartışmalarına bakacağız.

Bilmen gerekenler

Önce kavramları ve kişileri tanıyalım. Bu küçük tablo, dersin haritası gibi düşünülebilir.

Kavram / KişiKısaca ne demek?
Akılcılık (rasyonalizm)Sağlam bilginin ana kaynağı akıldır; matematik gibi kesin bilgi düşünceyle bulunur.
Deneycilik (ampirizm)Bilgi duyular ve deneyimle başlar; zihinde deneyimden gelmeyen bir şey yoktur.
René Descartes (1596-1650)Fransız düşünür; her şeyden şüphe ederek sağlam bir zemin aradı.
John Locke (1632-1704)İngiliz düşünür; zihni doğuştan boş bir levhaya benzetti.
David Hume (1711-1776)İskoç düşünür; nedensellik gibi kavramların bile deneyimle tam kanıtlanamadığını savundu.
Immanuel Kant (1724-1804)Alman düşünür; akıl ile deneyimi birleştiren bir yol önerdi.
Doğuştan fikirlerİnsan zihninde deneyimden önce bulunduğu söylenen fikirler.

Ayrıca iki küçük terim daha işine yarayacak: a priori "deneyimden önce" demektir, a posteriori ise "deneyimden sonra". "Bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir" türünden bilgi a priori sayılır. "Bu çay sıcak" ise a posteriori bir bilgidir.

Anlatım

Hikâye, bir güvensizlikle başlıyor. 17. yüzyılda Avrupa'da bilim hızla gelişiyor, eski öğretiler sarsılıyordu. Herkes eskiden "doğru" bilinen şeylerin gerçekten doğru olup olmadığını sormaya başlamıştı. Descartes de şu soruyu sordu: Öyle bir bilgi var mı ki, kuşkuya hiç yer bırakmasın?

Descartes'ın yolu şüphe yöntemi olarak bilinir. Duyularımız bizi bazen aldatır; uzaktaki kule yuvarlak görünür, yakınına gidince köşeli çıkar. Rüyada yaşadıklarımız da o an gerçek gibidir. Hatta Descartes, güçlü bir aldatıcının bizi sürekli yanlış düşündürdüğünü bile hayal etti. Bu kadar şüpheden sonra geriye tek bir şey kaldı: Şüphe ediyorsam, düşünüyorum; düşünüyorsam varım. Bu sonucu Latince "cogito ergo sum" diye özetlerler. Descartes'a göre bilgi binası bu sağlam temel üzerine, aklın açık ve seçik gördüğü ilkelerle kurulmalıydı.

Kanalın öbür yakasında, İngiltere'de bambaşka bir ses yükseldi. John Locke, "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme" adlı ünlü eserinde doğuştan fikirler düşüncesine karşı çıktı. Ona göre yeni doğan bir bebeğin zihni, üzerinde henüz hiçbir şey yazılmamış bir levha gibidir. Renk, ses, sıcaklık gibi fikirler duyularla gelir; sonra zihin bunları birleştirir, karşılaştırır, soyutlar. Yani bilgi dışarıdan içeriye doğru akar.

Deneyciliği en uca taşıyan isim David Hume oldu. Hume, zihnimizdeki her fikrin bir izlenime, yani bir duyum ya da his deneyimine dayanması gerektiğini söyledi. Sonra rahatsız edici bir soru sordu: "Neden" ve "sonuç" dediğimiz bağı gerçekten görüyor muyuz? Bir bilardo topunun diğerine çarptığını, ardından onun hareket ettiğini görürüz. Ama "zorunlu bağı" görmeyiz; sadece iki olayın art arda geldiğini gözleriz. Güneş her gün doğduğu için yarın da doğacağını düşünürüz, ama bu bir alışkanlıktır; mantıken kesin bir kanıt değildir. Bu görüş, bilimin temelindeki nedensellik anlayışını sarsıyordu.

Hume'un eleştirisi, Alman filozof Immanuel Kant'ı derinden etkiledi. Kant'ın kendi sözleriyle, Hume onu "dogmatik uykusundan" uyandırmıştı. Ama Kant Hume'un vardığı şüpheci sonuçla yetinmedi. Kant'a göre iki taraf da yarı yarıya haklıydı. Deneyim olmadan bilgimiz olmaz; çünkü zihnimiz hammaddeyi duyulardan alır. Ama deneyim tek başına da yetmez; çünkü zihnimizin, gelen veriyi düzenleyen kendi kalıpları vardır. Zaman, mekân ve nedensellik gibi kalıplar, dünyaya bakarken taktığımız gözlük gibidir. Kant bunu ünlü eseri "Saf Aklın Eleştirisi"nde işledi. Kısaca: "Düşüncesiz içerik boştur, kavramsız sezgi kördür" diyerek iki kaynağın birlikte çalışması gerektiğini anlattı.

Bu yaklaşımın bir bedeli de vardı. Kant'a göre biz dünyayı ancak zihnimizin kalıplarından geçtiği biçimiyle, yani "görünüş" olarak biliriz. Şeylerin kendi başlarına nasıl olduklarına, yani "kendinde şey"e erişemeyiz. Bu, felsefe tarihinde büyük bir dönüm noktası sayılır.

Yakın okuma / örnek

Hume'un bilardo topu örneğini adım adım okuyalım; çünkü küçük bir sahnede büyük bir tartışmayı taşıyor.

Masada iki top var. Birincisi hızla ikincisine çarpıyor, ikinci top yuvarlanıyor. Sen ne görüyorsun? Birinci topun hareketini, temasını ve ikinci topun hareketini. Peki "birincisi ikincisini hareket ettirdi" cümlesindeki ettirdi kısmını gözün görüyor mu? Hume'a göre hayır. Gördüğümüz olayların sırasıdır. Nedensellik fikrini biz, benzer olayları defalarca art arda görmenin ardından zihnimizde kurarız.

Şimdi üç farklı yorum düşünelim:

  • Deneyci okuma (Hume): Nedensellik, tekrarlanan gözlemlerden doğan bir beklentidir. Kesinliği yoktur, sadece güçlü bir alışkanlığı vardır.
  • Akılcı itiraz: Ama bilim tam da bu düzenliliğe güveniyor; akıl, doğanın düzenli olduğunu önceden kabul eden ilkeler içermelidir.
  • Kant'ın çözümü: Nedensellik, deneyimden çıkarılan bir sonuç değil; deneyimi mümkün kılan bir düşünce biçimidir. Biz olayları zaten "nedenli" düzenler halinde algılarız. Bu yüzden bilim mümkündür, ama yalnızca deneyim alanında geçerlidir.

Bu örnek bize şunu gösteriyor: Aynı sahneye bakan üç düşünür, bilginin sınırları konusunda üç ayrı sonuca varabiliyor. Felsefe de tam olarak bu tür "neden böyle düşünüyoruz?" sorularında başlıyor.

Sık karıştırılanlar

  • "Akılcılar deneyi hiç önemsemez, deneyciler aklı hiç kullanmaz." Doğru değil. Tartışma, bilginin temel kaynağı üzerinedir. Her iki taraf da hem aklı hem gözlemi kullanır, sadece hangisine öncelik verdiklerinde ayrışırlar.
  • "Akılcılık, gündelik anlamda 'mantıklı olmak' demektir." Hayır. Felsefede rasyonalizm belirli bir bilgi kuramıdır; bilginin kaynağı konusunda bir iddiadır.
  • "Descartes her şeyi reddetti, hiçbir şeye inanmadı." Şüphesi bir amaçtı, yöntemdi. Sağlam bir temel bulmak için kuşkuyu bilinçli olarak kullandı.
  • "Hume nedenselliğin olmadığını söyledi." Genel yorum böyle değil. Hume, nedensel bağın deneyimle kesin biçimde kanıtlanamayacağını, ona alışkanlıkla inandığımızı savundu. Hayatta ise nedensellik düşüncesiyle yaşamaya devam ettiğimizi de kabul ediyordu.
  • "Kant iki görüşten birini seçti." Seçmedi; ikisini birleştirmeye çalıştı. Deneyimsiz bilgi olamaz, ama zihnin katkısı olmadan deneyim de anlam kazanmaz dedi.

Kendini sına

  1. Descartes'ın şüphe yönteminin amacı nedir?
  2. Locke'un "boş levha" benzetmesi neyi anlatır?
  3. Hume'a göre bilardo topu örneğinde tam olarak neyi görürüz, neyi göremeyiz?
  4. "A priori" ve "a posteriori" ne demektir? Birer örnek ver.
  5. Kant, akılcılık ile deneyciliği nasıl uzlaştırmaya çalışmıştır?

Cevaplar

  1. Amacı her şeyden vazgeçmek değil, kuşkuya yer bırakmayan sağlam bir temel bulmaktır. Bu temel, düşündüğü için var olduğunun farkına varmaktır.
  2. İnsan zihni doğuştan fikirlerle dolu değildir; başta boştur ve fikirler deneyimle, yani duyularla yazılır.
  3. İki olayın art arda geldiğini, yani hareketi ve teması görürüz. "Birinin diğerini zorunlu olarak hareket ettirdiği" bağını göremeyiz; ona alışkanlıkla inanırız.
  4. A priori deneyimden önce (bağımsız) bilgidir; örneğin matematiksel bir doğru. A posteriori deneyimden sonra gelen bilgidir; örneğin "bu çay sıcak."
  5. Kant'a göre bilgi hem deneyimden gelen içeriğe hem de zihnin zaman, mekân ve nedensellik gibi düzenleyici kalıplarına ihtiyaç duyar. İkisi birlikte çalışınca bilgi oluşur.

Bir sonraki derste bilgi sorusundan ahlak sorusuna geçeceğiz: Doğru ile yanlış nasıl belirlenir, iyi bir yaşam ne demektir? Kant burada da karşımıza çıkacak; çünkü bilginin sınırlarını çizen bu düşünür, ahlak konusunda da çok tartışılan bir görüş geliştirdi. Şimdilik şunu hatırla: Bilgiyi ararken hem düşünmek hem de bakmak gerekir.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol