Duygular ve Motivasyon: Neden Hissederiz, Neden Harekete Geçeriz?

Giriş

Sabah alarmı kapatıp yeniden yatağa gömüldüğünüz anı düşünün. Sonra bir sınav, bir buluşma ya da bir ödeme günü aklınıza geliyor ve kalp atışınız hızlanıyor, uyku bir anda kaçıyor. Bu kısa sahnede iki büyük psikoloji sorusu var: Neden hissederiz? ve Neden harekete geçeriz? Birincisi duyguların, ikincisi motivasyonun konusudur.

Bu iki alan birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kaygı bizi çalışmaya, öfke haksızlığa karşı durmaya, merak yeni bir şey öğrenmeye iter. Duygular çoğu zaman davranışın yakıtı, motivasyon ise o yakıtın yönüdür. Bugün bu ikisini birlikte ele alacağız. Önceki derslerde davranışın ve öğrenmenin nasıl işlediğine baktık. Şimdi bu işleyişin arkasındaki itici gücü, yani hissetme ve isteme yanını inceliyoruz. Bir sonraki ve son derste ise bu parçaları bir araya getirip kursun bütününe bakacağız.

Bu konunun bugünle bağı çok doğrudan. Stresle başa çıkmak, ders çalışmaya başlamak, işte anlam bulmak, çocuk yetiştirmek ve ilişkilerde öfkeyi yönetmek gibi gündelik meselelerin hepsi duygu ve motivasyon bilgisine dayanır.

Bilmen gerekenler

Önce temel kavramları ve kişileri sıralayalım. Küçük tablo, dersin iskeleti gibi düşünülebilir.

Kavram / KişiKısaca anlamı
DuyguBedensel tepki, düşünce ve yüz ya da beden ifadesinden oluşan, bir duruma verilen bütünsel karşılık
James-Lange kuramıÖnce bedensel tepki gelir, duygu bu tepkinin fark edilmesiyle doğar
Cannon-Bard kuramıBedensel tepki ve duygu aynı anda, birbirinden ayrı ortaya çıkar
Schachter-Singer (iki etmenli) kuramBedensel uyarılma ve onu açıklayan yorum birlikte duyguyu belirler
Bilişsel değerlendirme (Lazarus)Duygu, olayı nasıl yorumladığımıza bağlıdır
Duygu düzenlemeHangi duyguyu, ne zaman, nasıl yaşayıp ifade edeceğimizi etkileme çabası
İçsel motivasyonBir işi ilgi, merak ve keyif için yapmak
Dışsal motivasyonBir işi ödül, not, para ya da cezadan kaçmak için yapmak
Öz belirleme kuramı (Deci ve Ryan)Özerklik, yetkinlik ve ilişkisellik ihtiyaçları karşılandıkça motivasyon güçlenir

Ayrıca iki eski isim önemli: Charles Darwin, 1872 tarihli kitabında duyguların ifadesini evrimsel bir bakışla ele aldı. Amerikalı psikolog William James ise 1884’te duygular üzerine etkili makalesini yayımladı. Danimarkalı fizyolog Carl Lange de benzer bir fikri ayrıca savunduğu için kuram iki adla anılır.

Anlatım

Duygular neden var? Evrimsel bakış, onların hayatta kalmaya hizmet eden hızlı rehberler olduğunu söyler. Korku, tehlikeden kaçmayı kolaylaştırır. Tiksinti, bozulmuş yiyeceklerden uzak tutar. Öfke, bir engelle mücadele etmeye hazırlar. Sevgi ve bağlılık, insanları birbirine bağlayarak işbirliğini güçlendirir. Darwin de duygu ifadelerinin insanlarda ve hayvanlarda ortak kökenlere işaret ettiğini düşünüyordu. Sonraki yıllarda Paul Ekman gibi araştırmacılar, bazı yüz ifadelerinin kültürler arasında geniş ölçüde tanındığını ileri sürdü. Ancak duyguların ne kadar evrensel, ne kadar kültüre bağlı olduğu bugün de tartışılan bir konudur. Bu yüzden kaynaklar bu noktada farklı şeyler söyler.

Peki bir duygu nasıl doğar? İlk büyük kuramlardan biri, bizim sezgimize ters gelir. William James’e göre biz korktuğumuz için titremeyiz, titrediğimizi fark ettiğimiz için korkarız. Yani sıra şöyledir: olay, bedensel tepki, duygu. Walter Cannon ve Philip Bard bu görüşe itiraz etti. Onlara göre bedensel tepkiler duyguyu açıklayamayacak kadar yavaş ve birbirine benzerdi. Duygu ile beden tepkisi aynı anda, beynin ortak merkezlerinden yönlenerek ortaya çıkıyordu. Bugün beyin araştırmaları, amigdala gibi yapıların tehdit algısında önemli rol oynadığını gösteriyor. Fakat duygunun tek bir merkezde üretildiğini söylemek fazla basit kalır.

1960’larda Stanley Schachter ve Jerome Singer üçüncü bir yol önerdi. Onlara göre beden uyarılır, ama duygunun adını koyan şey, bu uyarılmayı içinde bulunduğumuz duruma göre nasıl açıkladığımızdır. Aynı çarpıntı, bir kürsüde sahneye çıkarken kaygı, sevdiğiniz biriyle karşılaşırken heyecan olarak yaşanabilir. Richard Lazarus ise yorumun rolünü daha da öne çıkardı: bir olayın bize zarar mı yoksa fayda mı getireceğini değerlendirmemiz, duygumuzu belirler. Bu yaklaşımın güzel yanı, düşünceyi değiştirmenin duyguyu değiştirebileceğini göstermesidir.

Bu noktada duygu düzenleme devreye girer. Araştırmacı James Gross’un çalışmaları, duyguyu düzenlemenin farklı zamanlarda farklı yollarla yapılabildiğini gösterir. Örneğin yeniden değerlendirme, olaya başka bir anlam vermektir: “Bu sınav beni yargılamıyor, nerede olduğumu gösteriyor” demek gibi. Bastırma ise duygunun dışa vurumunu saklamaktır. Araştırmalar genel olarak yeniden değerlendirmenin bastırmadan daha sağlıklı sonuçlar verdiğine işaret eder. Ama duygu düzenleme, duyguyu yok etmek değildir. Nefes egzersizleri, yürüyüş, yazarak anlatma, güvendiğimiz biriyle konuşma ve dikkati başka yöne çevirme gibi yollar da işe yarayabilir. Hedef, duyguyu susturmak değil, onunla baş edebilmektir.

Şimdi motivasyona geçelim. Psikologlar motivasyonu, davranışı başlatan, yönlendiren ve sürdüren süreçler olarak tanımlar. Erken dönemde dürtü fikri öne çıktı: açlık ya da susuzluk gibi bir eksiklik gerilim yaratır, biz de bu gerilimi azaltmak için harekete geçeriz. Abraham Maslow 1943’te ihtiyaçları bir hiyerarşi olarak düzenledi. Temel fizyolojik ihtiyaçlar altta, güvenlik, ait olma, saygı ve kendini gerçekleştirme daha üstte yer alır. Bu model çok tanınır ve öğretici bir çerçeve sunar. Ancak ihtiyaçların her zaman kesin bir sırayla ilerlemediğine dair eleştiriler de vardır.

Günümüzde en çok konuşulan ayrım, içsel ve dışsal motivasyondur. Edward Deci ve Richard Ryan’ın öz belirleme kuramına göre insanlar üç temel ihtiyaç karşılandığında daha istekli ve verimli olur: kendi kararını verebildiğini hissetmek (özerklik), işini yapabildiğini hissetmek (yetkinlik) ve başkalarıyla bağ kurmak (ilişkisellik). Dışsal ödüller yararlı olabilir, ama her zaman değil. Bazen keyif için yaptığımız bir işe ödül eklendiğinde, o işin bize ait olma duygusu zayıflayabilir.

Yakın okuma / örnek

Bu son fikri gösteren ünlü bir çalışma var: Mark Lepper, David Greene ve Richard Nisbett’in 1973’te anaokulu çocuklarıyla yaptığı deney. Çocuklar, serbest zamanlarında keçeli kalemle çizim yapmayı sevmekle biliniyordu. Araştırmacılar bir gruba, çizim yaparlarsa güzel bir ödül vereceklerini önceden söyledi. Diğer gruplara ise ya hiç ödül vaat etmediler ya da ödülü sürpriz olarak verdiler. Bir süre sonra çocuklar serbest bırakıldığında, önceden ödül vaadi almış grubun kalemlerle oynamaya daha az zaman ayırdığı görüldü.

Bu bulguya aşırı gerekçelendirme etkisi denir. Yorumu şöyle yapabiliriz: çocuk için çizim önce “ben bunu seviyorum” anlamına geliyordu. Ödül girince anlam “bunu ödül için yapıyorum” hâline kaydı. Bu, ödüllerin kötü olduğu anlamına gelmez. Ödülün kontrol aracı gibi hissedilmesi ya da ilgiyi gölgelemesi riski vardır. Bilgi veren, başarıyı takdir eden geri bildirimler ise yetkinlik duygusunu besleyebilir. Öğretmenler, ebeveynler ve yöneticiler için pratik ders şudur: ödül vermeden önce, insanın zaten sahip olduğu merakı zedeleyip zedelemediğinizi düşünün.

Günlük hayattan bir örnek: kitap okumayı seven biri, okuduğu her sayfa için kendine harçlık koyarsa bir süre sonra okumayı işe dönüştürebilir. Buna karşılık, uzun süre kaçındığı bir işi bitirmek için küçük bir ödül belirlemek, başlangıç engelini aşmaya yardım edebilir. Yani mesele ödülün var olması değil, hangi amaçla ve nasıl sunulduğudur.

Sık karıştırılanlar

  • Duygu ile ruh hâli: Duygu genellikle belirli bir olaya bağlı ve kısa sürelidir. Ruh hâli ise daha yaygın, daha uzun süreli ve çoğu zaman nedeni belirsizdir.
  • James-Lange ile Cannon-Bard: James-Lange’de beden tepkisi duygudan önce gelir. Cannon-Bard’da ikisi aynı anda ve birbirinden bağımsız ortaya çıkar.
  • Duygu düzenleme ile bastırma: Bastırma, düzenleme yollarından yalnızca biridir ve genellikle en verimli olanı sayılmaz. Düzenleme; yeniden değerlendirme, dikkat yönlendirme, destek arama gibi birçok yolu içerir.
  • İçsel motivasyon ile “ödülsüz” olmak: İçsel motivasyon ödülün hiç olmaması demek değildir. İşin kendisinden gelen doyumdur. Dışsal ödül olsa bile içsel motivasyon sürebilir.
  • Maslow’un piramidi ile kesin sıralama: Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisi genel bir çerçevedir. İnsanların ihtiyaçları her zaman bu sırayla, kesin biçimde karşılamadığı belirtilir.

Kendini sına

  1. William James’e göre duygu, bedensel tepkiyle hangi sırada ortaya çıkar?
  2. Schachter ve Singer’ın kuramında duyguyu belirleyen iki öğe nedir?
  3. Yeniden değerlendirme nedir? Kısa bir örnek verin.
  4. Öz belirleme kuramına göre üç temel psikolojik ihtiyaç hangileridir?
  5. Lepper, Greene ve Nisbett’in keçeli kalem deneyi neyi göstermiştir?

Cevaplar

  1. Önce bedensel tepki gelir, duygu bu tepkinin fark edilmesiyle oluşur. Örneğin titrediğimizi fark ederiz ve korktuğumuzu hissederiz.
  2. Bedensel uyarılma ve bu uyarılmayı açıklamak için içinde bulunulan duruma dayanarak yapılan yorum.
  3. Bir olaya başka bir anlam vererek duyguyu değiştirmektir. Örneğin sınavı bir tehdit olarak değil, kendini ölçme fırsatı olarak görmek.
  4. Özerklik, yetkinlik ve ilişkisellik.
  5. Sevilen bir etkinlik için önceden ödül vaat edilmesinin, sonradan o etkinliğe gösterilen ilgiyi azaltabildiğini, yani aşırı gerekçelendirme etkisini göstermiştir.

Özetle duygular bizi durumlara hazırlar, motivasyon ise bizi eyleme geçirir. Onları anlamak, kendimizi ve başkalarını daha yumuşak ve daha bilinçli okumanın ilk adımıdır. Son derste, şimdiye kadar öğrendiklerimizi bir araya getirerek bütün resme birlikte bakacağız.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol