Psikolojinin Hikâyesi: Felsefeden Laboratuvara, Ekollerden Bugüne

Süre tahmini: 13 dk

Giriş

Geçen derste psikolojinin ne olduğunu, neyi merak ettiğini ve nasıl bir bilim olduğunu konuştuk. Bu derste bir adım geri çekilip hikâyeye bakacağız: Psikoloji nereden çıktı, kimler kavga etti, kimler barıştı? Bu hikâyeyi bilmek işe yarar, çünkü bugün duyduğun neredeyse her psikoloji cümlesinin arkasında eski bir tartışma vardır. “Bilinçaltı”, “şartlanma”, “kendini gerçekleştirme”, “hafıza” gibi kelimeler tesadüfen ortada durmuyor. Her biri bir ekolün bıraktığı izdir.

Bir de şu var: Psikolojinin tarihi, insanın kendine bakmayı öğrenme tarihidir. Önce “ruhumuz nedir?” diye sorduk. Sonra “ölçebilir miyiz?” diye sorduk. Sonunda “hangi soruyu hangi yöntemle sormalıyız?” noktasına geldik. Bu yolculuğa birlikte çıkalım.

Bilmen gerekenler

Önce büyük oyuncuları ve fikirlerini tek bakışta görelim. Tablo bir harita gibi düşünülebilir. Ayrıntıları anlatımda dolduracağız.

Ekol / yaklaşımÖne çıkan isimlerTemel soruYöntem
YapısalcılıkWilhelm Wundt, Edward TitchenerBilinç hangi parçalardan oluşur?Kontrollü iç gözlem
İşlevselcilikWilliam JamesZihin ne işe yarar?Gözlem, uyum odaklı düşünme
GestaltMax Wertheimer ve arkadaşlarıAlgı neden bütün olarak gelir?Algı deneyleri
PsikanalizSigmund FreudBilinçdışı bizi nasıl yönlendirir?Klinik görüşme, yorum
DavranışçılıkPavlov, Watson, SkinnerDavranış nasıl öğrenilir?Gözlenebilir davranışın deneyle incelenmesi
Hümanist yaklaşımAbraham Maslow, Carl Rogersİnsan nasıl gelişir ve anlam bulur?Kişisel deneyimi dinleme
Bilişsel yaklaşımGeorge Miller, Ulric NeisserZihin bilgiyi nasıl işler?Zihinsel süreçleri dolaylı yoldan ölçen deneyler

Kısa bir kavram listesi de verelim:

  • İç gözlem (introspeksiyon): Kişinin kendi yaşantısını dikkatle, düzenli biçimde anlatması.
  • Bilinçdışı: Farkında olmadığımız ama davranışımızı etkilediği düşünülen zihinsel içerik.
  • Şartlanma: Bir uyaranla bir tepkinin, yaşantı yoluyla birbirine bağlanması.
  • Bilişsel süreçler: Dikkat, bellek, düşünme, dil gibi zihnin iç işlemleri.

Anlatım

Hikâye felsefeyle başlar. “Psikoloji” sözcüğü, Yunanca ruh anlamına gelen psykhe ile bilim, söz anlamına gelen logos sözcüklerinden türemiştir. Antik Yunan’da Aristoteles ruh üzerine ayrı bir eser yazmıştı. Yüzyıllar boyunca ruh ve zihin, filozofların ve din adamlarının konusu oldu. On yedinci yüzyılda René Descartes, zihin ile bedeni iki ayrı şey sayan ikilikçi görüşüyle tartışmayı keskinleştirdi. Zihin bedeni nasıl etkiler, beden zihni nasıl etkiler? Bu soru bugün bile tam kapanmış değil. John Locke gibi düşünürler ise bilginin büyük ölçüde deneyimle kazanıldığını savundu. “Doğuştan mı, sonradan mı?” tartışmasının kökleri buradadır.

Ardından fizyoloji devreye girdi. Ondokuzuncu yüzyılda duyu organlarının ve sinir sisteminin işleyişi deneylerle incelenmeye başlandı. Zihne dair bazı sorular artık laboratuvara taşınabilir gibi görünüyordu. Bu geçişin simge ismi Wilhelm Wundt’tur. Wundt, 1879’da Almanya’nın Leipzig kentinde psikoloji araştırmaları için bir laboratuvar kurdu. Bu tarih, psikolojinin bağımsız bir bilim olarak doğuşu diye anılır. Elbette bazı öncüller ondan önce de vardı. Ama “psikolojinin doğum günü” denince genellikle bu olay akla gelir. Wundt ve öğrencileri, eğitimli katılımcılara belirli uyaranlar verip yaşadıklarını ayrıntılı biçimde anlatmalarını istiyordu. Amaç, bilincin yapı taşlarını bulmaktı. Wundt’un öğrencisi Edward Titchener bu çizgiyi Amerika’ya taşıdı ve yaklaşım “yapısalcılık” adıyla anıldı.

Amerika’da ise başka bir soru öne çıktı: Zihin ne işe yarar? William James, 1890’da yayımladığı Principles of Psychology adlı kitabıyla bu düşüncenin en etkili sesi oldu. Ona göre bilinç bir akıştı ve insanın çevresine uyum sağlamasına hizmet ediyordu. Bu görüşe “işlevselcilik” denir. Aynı dönemde Almanya’da Gestalt yaklaşımı doğuyordu. Wertheimer ve arkadaşları algıyı parçalara bölmenin yanlış olduğunu söylediler. Bir melodiyi tek tek notalara ayırınca melodi kaybolur. Bütün, parçaların toplamından farklı bir şeydir.

Yirminci yüzyılın başında sahneye iki güçlü ses çıktı. Birincisi Viyana’dan Sigmund Freud’du. Freud, hastalarıyla yaptığı uzun görüşmelerden yola çıkarak davranışın büyük bölümünün farkında olmadığımız isteklerden, çatışmalardan ve çocukluk yaşantılarından etkilendiğini savundu. Rüyaların Yorumu adlı kitabı 1900 tarihini taşır. Psikanaliz laboratuvardan değil, klinikten doğdu. Bugün Freud’un birçok fikri bilimsel açıdan eleştirilse de bilinçdışı kavramı ve konuşarak tedavi fikri kültürümüze kalıcı biçimde girdi. İkincisi davranışçılıktı. Rus fizyolog Ivan Pavlov, köpeklerle yaptığı çalışmalarda öğrenmenin temel bir biçimini, yani klasik şartlanmayı ortaya koydu. Amerikalı John B. Watson 1913’te yayımladığı bir makalede psikolojinin yalnızca gözlenebilir davranışı incelemesi gerektiğini savundu. Zihin, ona göre kapalı bir kutuydu ve bilimin işi kutunun içini tahmin etmek değildi. Sonraki kuşakta B. F. Skinner, davranışın sonuçlarıyla şekillendiğini gösteren edimsel koşullanma fikrini geliştirdi. Ödül alan davranış artar, karşılık bulmayan davranış azalır.

Yüzyılın ortasına doğru bazı psikologlar bu iki büyük ekolden de tatmin olmadı. Freud’da insan çatışmalarla dolu bir varlık olarak, davranışçılıkta ise neredeyse bir tepki makinesi olarak görünüyordu. Abraham Maslow ve Carl Rogers ise insanın gelişme, anlam arama ve kendini gerçekleştirme eğilimine vurgu yaptı. Bu yaklaşım hümanist psikoloji adıyla “üçüncü güç” diye anıldı. Rogers’ın danışanı yargılamadan dinleme ve kabul etme anlayışı, bugünkü danışmanlık uygulamalarının önemli bir kaynağıdır. Aynı yıllarda bir başka değişim yaşanıyordu. Bilgisayarların ortaya çıkışı, zihni bilgi işleyen bir sistem olarak düşünmeyi cazip hâle getirdi. George Miller’ın 1956’daki ünlü makalesi kısa süreli belleğin sınırlarını tartışıyordu. Ulric Neisser’in 1967 tarihli kitabı ise bu alana bilişsel psikoloji adını verdi. Bu döneme genellikle “bilişsel devrim” denir. Zihin yeniden araştırma konusu olmuştu, üstelik bu kez ölçülebilir deneylerle.

Bugün psikoloji tek bir ekolün çatısı altında değil. Sinir bilimi, gelişim, sosyal etkileşim ve kültür gibi alanları bir araya getiren çok yönlü bir bilim. Birçok psikolog “biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkenler birlikte çalışır” bakışını benimsiyor. Ayrıca 2010’lu yıllarda bazı ünlü bulguların yeniden yapılan çalışmalarda aynı sonucu vermemesi, alanı daha titiz ve şeffaf çalışmaya yöneltti. Yani psikoloji hâlâ kendi kendini düzelten bir bilim olmaya çalışıyor.

Yakın okuma / örnek

Aynı olayı üç ekolün gözüyle izleyelim. Diyelim ki bir çocuk, köpek gördüğünde ağlıyor ve annesinin arkasına saklanıyor. Davranışçı bir psikolog şunu sorar: Çocuk köpekle bağlantılı bir korkuyu nasıl öğrendi? Belki bir gün köpek havlamış, çocuk korkmuş ve o andan sonra köpek görüntüsü korkuyla eşleşmiş olabilir. Yani bu, şartlanmanın bir örneği olabilir. Psikanalitik bir yaklaşım ise korkunun altında çocuğun farkında olmadığı bir çatışma ya da eski bir yaşantı olup olmadığını araştırabilir. Bilişsel bir psikolog da çocuğun köpeği nasıl algıladığına ve tehlikeyi nasıl değerlendirdiğine bakar: “Bu köpek ısırır” gibi bir düşünce mi oluşmuş?

Bu örnek bir şeyi gösteriyor. Ekoller birbirinin rakibi gibi görünse de aslında aynı olaya farklı pencerelerden bakıyor. Hiçbiri tek başına her şeyi açıklamıyor. Bir yorumun doğru olup olmadığına ise felsefi tartışmalarla değil, kanıtlarla karar veriliyor. Modern psikolojinin en önemli dersi de bu: Güzel bir fikir yetmez, sınanabilir olması gerekir.

Sık karıştırılanlar

  • Psikoloji ile psikanaliz aynı şey değildir. Psikanaliz, psikolojinin yalnızca bir yaklaşımıdır. Psikoloji ise çok daha geniş bir bilim alanıdır.
  • Psikolog ile psikiyatrist aynı meslek değildir. Psikiyatri tıp eğitimi gerektirir ve ilaç yazabilir. Psikoloji ise davranışı ve zihinsel süreçleri inceler. Bu ayrımı ileride daha ayrıntılı göreceğiz.
  • Freud, psikolojinin kurucusu değildir. Psikolojiyi bağımsız bir bilim olarak başlatan isim olarak genellikle Wundt gösterilir. Freud ise klinik alanda çok etkili bir isimdir.
  • Davranışçılık zihnin var olmadığını söylemez. Erken dönem davranışçılar zihni bilimsel inceleme dışında tutmayı tercih etmişti. Bu, zihnin yokluğunu ileri sürmekle aynı şey değildir.
  • Eski ekoller tamamen çöpe atılmadı. Şartlanma fikri hâlâ öğrenme araştırmalarında, danışanı dinleme anlayışı hâlâ psikolojik danışmada, bilinçdışı fikri ise kültürde ve tartışmalarda yaşıyor.

Kendini sına

  • Soru 1: Psikolojinin bağımsız bir bilim olarak doğuşu genellikle hangi kişi, şehir ve yılla anılır?
  • Soru 2: Yapısalcılık ile işlevselcilik arasındaki temel soru farkı nedir?
  • Soru 3: Davranışçılığın psikolojiye getirdiği temel vurgu nedir? Bu ekolle ilişkilendirilen iki isim say.
  • Soru 4: Hümanist psikoloji neden “üçüncü güç” diye anılır?
  • Soru 5: “Bilişsel devrim” neyi değiştirdi? Bu değişimde bilgisayarların rolü neydi?

Cevaplar

  • Cevap 1: Wilhelm Wundt, Leipzig, 1879. Wundt bu yılda psikoloji araştırmaları için bir laboratuvar kurdu.
  • Cevap 2: Yapısalcılık bilincin hangi parçalardan oluştuğunu sorar. İşlevselcilik ise zihnin ne işe yaradığını, insanın çevresine uyumuna nasıl katkı sunduğunu sorar.
  • Cevap 3: Davranışçılık, psikolojinin gözlenebilir davranışı ve öğrenmeyi incelemesi gerektiğini vurgular. Pavlov, Watson ve Skinner bu ekolle ilişkilendirilen isimlerdir. Bunlardan herhangi ikisi kabul edilir.
  • Cevap 4: Psikanaliz ve davranışçılığın yanına, insanın gelişme ve anlam arayışına odaklanan üçüncü bir yaklaşım olarak çıktığı için.
  • Cevap 5: Yirminci yüzyılın ortalarında zihinsel süreçler yeniden bilimsel inceleme konusu oldu. Bilgisayarlar, zihni bilgi işleyen bir sistem gibi düşünmeye imkân verdi ve bu benzetme araştırmalara yön verdi.

Bu derste psikolojinin ana yollarını gördük. Bir sonraki derste bu tarihten çıkardığımız araçları kullanarak insan davranışının daha somut yönlerine bakacağız. Ekollerin gözlüklerini yanında taşı, çünkü onlara sık sık başvuracağız.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol