Hafıza ve Düşünme: Nasıl Hatırlar, Nasıl Karar Veririz?

Süre: 13 dk

Giriş

Sabah kahvaltıda ne yediğini hatırlıyorsundur; peki üçüncü sınıftaki ilk gününü? Bazı anılar çok net, bazıları silik, bazıları da aslında hiç yaşamadığımız ayrıntılarla dolu. Hafıza, bir kamera gibi olup biteni olduğu gibi kaydetmez. Daha çok her hatırladığımızda yeniden kurduğumuz canlı bir hikâyeye benzer.

Düşünme de öyle. Günde yüzlerce küçük karar veririz: hangi haberi doğru sayacağız, hangi ürünü alacağız, kime güveneceğiz. Bunların çoğunu uzun uzun tartarak değil, zihnin kısa yollarıyla veririz. Bu ders, hem hatırlamanın hem karar vermenin nasıl işlediğini gösteriyor. Bugünle bağı ise çok doğrudan: tanıklık, sınav çalışması, alışveriş, haber okuma, hatta tartışmalarda neden birbirimizi anlamakta zorlandığımız bu mekanizmalara dayanıyor.

Önceki derslerde duyguları ve öğrenmeyi konuştuk. Öğrenme, bilginin içeri girmesiydi; bu derste o bilginin zihinde nasıl tutulduğunu ve kararlarımızı nasıl yönlendirdiğini göreceksin. Sonraki derse geçerken de bu bilgiyi yanında taşıyacaksın, çünkü insan davranışını anlamak, zihnin bu işleyişini bilmeden eksik kalır.

Bilmen gerekenler

Önce temel kavramlara bakalım. Hafıza üç aşamalı bir süreç olarak anlatılır: kodlama, depolama ve geri çağırma. Bir bilgiyi zihne alırız, tutarız, sonra ihtiyaç duyunca ararız. Unutma bu üç aşamanın herhangi birinde yaşanan bir aksamadan doğabilir.

KavramAnlamıGünlük örnek
KodlamaBilgiyi zihnin tutabileceği biçime çevirmekYeni tanıştığın kişinin adını dikkatle dinlemek
DepolamaBilgiyi zaman içinde saklamakÇocukluk evinin planını yıllarca bilmek
Geri çağırmaSaklanan bilgiye ulaşmakSınavda öğrendiğin formülü bulup çıkarmak
Çalışma belleğiBilgiyi kısa süre aktif tutup üzerinde işlem yapmakZihinden toplama yaparken sayıları aklında tutmak
Sezgisel kısayol (buluşsal)Hızlı karar için kullanılan pratik zihinsel kural“Bu marka tanıdık, güvenilir olmalı”
Bilişsel yanlılıkDüşüncede sistematik biçimde tekrar eden sapmaYalnızca fikrini destekleyen haberleri okumak

Akılda tutman gereken birkaç isim var. Alman psikolog Hermann Ebbinghaus, 1885’te yayımladığı çalışmasıyla unutmayı ölçen ilk kişilerden biridir; anlamsız hecelerle kendi üzerinde denemeler yaptı. Richard Atkinson ile Richard Shiffrin 1968’de hafızayı duyusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek diye aşamalara ayıran modeli önerdi. Alan Baddeley ile Graham Hitch ise 1974’te kısa süreli belleğin yerine “çalışma belleği” fikrini getirdi. Düşünme tarafında Daniel Kahneman ile Amos Tversky, 1970’lerde insan yargısındaki kısayolları ve hataları inceledi. Kahneman, bu çalışmalar nedeniyle 2002’de Nobel Ekonomi Ödülü’nü aldı; Tversky o tarihte hayatta olmadığı için ödül ona verilemedi.

Anlatım

Hafızanın hikâyesine bir dikkat sorunuyla başlayalım. Zihin her şeyi kaydedemez; bir şeyin hafızaya girmesi için önce onu fark etmemiz gerekir. Duyusal bellek, gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri saniyeler içinde silinecek bir iz olarak tutar. Dikkatimizi verdiğimiz kısım kısa süreli belleğe geçer. Psikolog George Miller 1956’da kısa süreli belleğin sınırlı bir kapasitesi olduğunu, aynı anda ancak birkaç öğeyi tutabildiğimizi öne sürdü. Bu yüzden telefon numaralarını gruplar halinde ezberleriz; bilgiyi öbeklere ayırmak sınırı aşmanın kolay bir yoludur.

Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçiş, en çok anlamla ve tekrarla olur. Bir bilgiyi yalnızca yüzeyden, kulağa nasıl geldiğine bakarak tekrar etmek zayıf iz bırakır. Anlamını düşünmek, bildiklerinle bağlamak, örnek bulmak ise güçlü iz bırakır. Buna “derin işleme” denir. Bu yüzden bir tarih olayını yalnızca tarihiyle değil, nedenleri ve sonuçlarıyla hikâye olarak öğrenen kişi, onu daha kalıcı hatırlar.

Peki uzun süreli belleğe girenler neden yine de kaybolur? Ebbinghaus’un unutma eğrisi, yeni öğrenilen bilginin başta hızlı, sonra yavaşça unutulduğunu gösterdi. Nedenler için birkaç açıklama vardır. Bazen iz zamanla zayıflar. Bazen girişim (enterferans) yaşanır: yeni öğrenilen bilgi eskisini bulandırır ya da eski bilgi yenisinin önüne geçer; iki benzer şifreyi karıştırmak gibi. Bazen de bilgi hâlâ oradadır ama doğru ipucunu bulamayız. Dilinin ucunda olan ama söyleyemediğin bir isim tam olarak budur. İpucu geldiği anda hatırlarsın. Ayrıca zihin, stresli ya da acı verici bazı anıları geri çağırmakta zorlanabilir; bunun ne kadarının gerçek bir “bastırma” olduğu psikologlar arasında tartışmalıdır.

Hafızanın en şaşırtıcı yanı, yeniden kurulan bir şey olmasıdır. İngiliz psikolog Frederic Bartlett 1932’de katılımcılara yabancı bir halk hikâyesini (“Hayaletlerin Savaşı” adıyla bilinir) okutup daha sonra defalarca tekrar anlattırdı. İnsanlar hikâyeyi kısaltıyor, tuhaf gelen yerleri kendi kültürlerine uydurarak değiştiriyor ve boşlukları doldurmuştu. Yani hatırlamak, bir dolaptan dosya çıkarmak değil, parçalardan bir anlatı örmektir. Bu, yalan söylediğimiz anlamına gelmez; zihin anlam üretmeye eğilimlidir.

Karar verme tarafında Kahneman’ın popüler kitabı Hızlı ve Yavaş Düşünme (2011) iki düşünme biçimini anlatır: hızlı, otomatik, sezgisel düşünme ve yavaş, çaba isteyen, analitik düşünme. Günlük hayatta çoğu işi hızlı düşünmeyle yürütürüz ve bu çoğu zaman işe yarar. Ama hızlı düşünme kısayollara dayanır, kısayollar da bazen bizi yanlış yere götürür. Tversky ile Kahneman’ın tanımladığı üç klasik kısayol vardır: kolay akla gelene bakmak (ulaşılabilirlik), bir şeyin bir kalıba benzemesine bakmak (temsil edilebilirlik) ve elimizdeki ilk sayıya tutunmak (çıpalama). Bir de kendi inancımızı destekleyen bilgiyi tercih etme eğilimi olan doğrulama yanlılığı vardır.

Bunların hiçbiri “aptallık” değildir. Zihnin sınırlı zamanı ve enerjisi vardır; kısayollar bu sınırlara akıllıca uyum sağlar. Sorun, kısayolun uygun olmadığı durumlarda, yani önemli ve karmaşık kararlarda, onu fark etmeden kullanmaktır.

Yakın okuma / örnek

Hafızanın yeniden kurulduğunu gösteren en bilinen deneylerden biri, Elizabeth Loftus ile John Palmer’ın 1974’te yaptığı çalışmadır. Katılımcılara trafik kazası görüntüleri izletildi, sonra arabaların hızı soruldu. Sorunun fiili değiştirildi: bazı gruplara arabaların birbirine “çarptığı”, bazılarına ise “şiddetle çarptığı” ya da “parçaladığı” anlamına gelen bir sözcükle soruldu. Daha güçlü fiilin kullanıldığı gruplar arabaların daha hızlı gittiğini tahmin etti. Ayrıca bir süre sonra bu gruptakilerden bazıları, görüntüde hiç olmayan kırık camı gördüklerini söyledi.

Yorum şu: Bir olayı hatırlarken yalnızca kendi izlenimimize değil, sonradan duyduğumuz bilgiye de dayanırız. Sorunun sözcükleri, hafızayı fark etmeden yeniden şekillendirdi. Bunun hukuk açısından önemi büyüktür. Tanıklar dürüst olabilir, kendinden emin de olabilir, yine de yanılabilir; çünkü kendine güven ile doğruluk her zaman birbirine eşlik etmez. Bu yüzden sorgu sırasında yönlendirici soru sormamak ciddiye alınan bir ilkedir.

Şimdi bunu kendi hayatına uyarla. Bir aile toplantısında aynı olayı herkes başka anlatıyorsa, birinin yalan söylediği düşünmek yerine, herkesin kendi hafızasını yeniden kurduğunu düşün. Kararlarda da aynı şey geçerli: uçak kazası haberlerini çok izlediğin için uçmayı riskli sanıyorsan, kolay akla gelen örnek (ulaşılabilirlik) seni yanıltıyor olabilir. Dramatik olaylar zihinde kolay canlandığı için olasılığını olduğundan büyük görürüz.

Sık karıştırılanlar

  • Kısa süreli bellek ile çalışma belleği: İkisi yakındır ama aynı değildir. Kısa süreli bellek bilgiyi kısa süre tutmaya, çalışma belleği ise tutarken üzerinde işlem yapmaya vurgu yapar.
  • Unutmak ile hiç öğrenmemek: Bilgi zihinde duruyor ama ulaşamıyor olabilirsin. Tanıma (çoktan seçmeli soru) çoğu zaman geri çağırmadan (boşluk doldurma) kolaydır, çünkü ipucu verir.
  • Hafıza kamera değildir: Canlı ve duygusal anıların da hatalı olabileceği gösterilmiştir. Anının netliği, doğruluğunu garanti etmez.
  • Kısayol ile yanlılık: Kısayol bir yöntemdir ve çoğu zaman işe yarar; yanlılık ise o yöntemin sistematik olarak sapıttığı durumdur. Her kısayol hata değildir.
  • Sezgi ile mantık: Hızlı düşünme “kötü”, yavaş düşünme “iyi” değildir. Uzmanlar bile birçok alanda sezgiyle hızlı ve doğru karar verir; önemli olan hangi durumda hangisine güveneceğini bilmektir.

Kendini sına

  • 1. Hafızanın üç aşamasını sırayla say ve her birine bir örnek ver.
  • 2. Ebbinghaus neyi ölçtü ve unutma eğrisi ne anlatır?
  • 3. Loftus ile Palmer deneyinde fiilin değiştirilmesi neyi gösterdi?
  • 4. Ulaşılabilirlik kısayolu nedir? Günlük hayattan bir örnek ver.
  • 5. Doğrulama yanlılığından korunmak için ne yapabilirsin?

Cevaplar

  • 1. Kodlama (bilgiyi zihne almak, örneğin bir ismi dikkatle dinlemek), depolama (bilgiyi saklamak, örneğin çocukluk evini yıllarca hatırlamak) ve geri çağırma (saklananı bulup çıkarmak, örneğin sınavda formülü hatırlamak).
  • 2. Ebbinghaus, anlamsız hecelerle unutmayı ölçtü. Eğri, öğrenilen bilginin başta hızlı, sonra giderek yavaş unutulduğunu gösterir; bu yüzden aralıklı tekrar yararlıdır.
  • 3. Soru sözcüklerinin, hafızayı ve tahminleri değiştirebildiğini; hafızanın olduğu gibi kaydedilmediğini, sonradan gelen bilgiyle yeniden kurulabildiğini gösterdi.
  • 4. Bir olayın ne kadar olası olduğunu, örneklerin zihne ne kadar kolay geldiğine göre yargılamaktır. Uçak kazası haberleri çok akılda kaldığı için uçmayı olduğundan riskli sanmak buna örnektir.
  • 5. Fikrine ters düşen kaynakları bilinçli olarak okumak, “Yanılıyor olabilir miyim?” diye sormak, kararı vermeden önce karşı kanıt aramak ve mümkünse başkalarının görüşüne başvurmak yardımcı olur.

Kısacası hafıza, kaydeden değil yeniden kuran bir süreçtir; düşünme ise hız ile doğruluk arasında sürekli bir denge kurar. Bunu bilmek kusursuz olmanı sağlamaz ama kendi zihnine biraz daha ihtiyatla ve merakla bakmanı sağlar. Bir sonraki derste bu iç dünya bilgisini, insanın çevresiyle ve başkalarıyla ilişkisi çerçevesinde genişleteceğiz.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol