20. Yüzyıl Kırılması: Modern Sanata Doğru

Giriş

20. yüzyılın başında Avrupa'da bir şey kırıldı: sanatçılar, dünyayı gözün gördüğü gibi resmetme fikrinden vazgeçmeye başladı. Yüzyıllar boyunca resim, gerçekliğin bir aynası olmaya çalışmıştı; perspektif doğruydu, ışık-gölge inandırıcıydı, insan figürü anatomik olarak tutarlıydı. Fovizm, Kübizm ve ardından gelen Soyut Sanat, bu aynayı kırıp yerine yeni bir soru koydu: resim, gördüğümüzü değil, düşündüğümüzü ya da hissettiğimizi anlatamaz mı? Bu kırılma bugün hâlâ etkisini sürdürüyor; çağdaş sanatın, grafik tasarımın, hatta reklamcılığın görsel dilinin büyük bölümü bu yüzyıl başındaki cesur denemelere borçlu. Serimizin son dersinde, geleneksel temsilin nasıl parçalandığını ve modern sanatın temellerinin nasıl atıldığını izleyeceğiz.

Bilmen gerekenler

Kavram/KişiNe zamanÖnemi
Fovizm1905 civarıRengi doğadan bağımsızlaştıran, vahşi ve yoğun renk kullanımı
Henri Matisse1869-1954Fovizmin öncü ismi, renkle duygu anlatımının ustası
Kübizm1907 sonrasıNesneyi tek bakış açısından değil, parçalanmış yüzeylerle gösterme
Pablo Picasso1881-1973Kübizmin kurucularından, yüzyılın en etkili sanatçılarından biri
Georges Braque1882-1963Picasso ile birlikte Kübizmi geliştiren ressam
Soyut Sanat1910'lardan itibarenTanınabilir nesne olmadan, renk ve biçimle anlatım
Vasili Kandinski1866-1944Soyut resmin öncülerinden sayılan sanatçı

Anlatım

Hikâye, aslında bir önceki dersimizde gördüğümüz İzlenimcilik ve Post-İzlenimcilik'in mirasından besleniyor. Cézanne'ın doğayı geometrik biçimlere indirgeme fikri ve Van Gogh'un rengi öznel bir anlatım aracı olarak kullanması, yeni kuşak sanatçılara cesaret verdi. 1905 yılında Paris'te bir sergide, bir grup ressamın tuvalleri o kadar yoğun ve doğal olmayan renklerle doluydu ki bir eleştirmen onları alaycı biçimde "fauves" yani "vahşi hayvanlar" diye adlandırdı. Bu isim tuttu ve akıma Fovizm dendi. Matisse gibi sanatçılar, bir ağacın yaprağını yeşil değil kırmızı, bir yüzü sarı ya da mor boyayabiliyordu artık; çünkü onlar için renk, gördükleri şeyi değil hissettikleri şeyi aktarmalıydı.

Fovizm kısa ömürlü bir patlama gibiydi, ama açtığı kapı kapanmadı. 1907'de Picasso, sanat dünyasını sarsan bir tablo yaptı: kadın figürlerini keskin, köşeli, adeta kırık camdan yansıyormuş gibi parçalanmış yüzeylerle resmetti. Bu eser, aynı zamanda Afrika maskelerinden ve İber heykelciliğinden gelen etkileri de taşıyordu. Kısa süre sonra Picasso ve Braque, birlikte çalışarak bu yaklaşımı sistemli bir dile dönüştürdüler: bir nesneyi tek bir açıdan değil, sanki etrafında dolaşıp gördüğümüz birçok açıyı aynı yüzeyde birleştirerek resmetmeye başladılar. Bir kemanın hem önü hem yanı hem de üstten görünüşü aynı tabloda bir arada olabiliyordu. Buna Kübizm dendi, çünkü nesneler küçük geometrik parçalara, neredeyse küplere bölünmüş gibi görünüyordu.

Kübizmin kendi içinde de bir gelişimi vardı. İlk aşamada, renkler kısıtlı (kahverengi, gri tonları) ve biçimler daha karmaşıktı; buna bazen "Analitik Kübizm" denir, çünkü nesne adeta parçalarına ayrılıp analiz ediliyordu. Sonraki aşamada Picasso ve Braque, gazete kesikleri, duvar kâğıdı parçaları gibi gerçek malzemeleri tuvale yapıştırmaya başladılar; buna kolaj denir ve bu teknik sanat tarihinde bir devrim sayılır, çünkü resmin sadece boyayla değil, günlük hayatın malzemesiyle de yapılabileceğini gösterdi. Bu daha renkli ve okunaklı evreye de "Sentetik Kübizm" denir.

Kübizmin nesneyi parçalaması, bir sonraki adımı da mümkün kıldı: nesneyi tamamen bırakmak. Vasili Kandinski, bir Rus ressam olarak, müziğin nasıl hiçbir nesneye ihtiyaç duymadan, sadece sesle duygu uyandırabildiğini düşünüyordu. Resmin de aynı şeyi renk ve çizgiyle yapabileceğine inandı. 1910'lu yıllarda, tanınabilir hiçbir figür, manzara ya da nesne içermeyen tablolar üretmeye başladı; sadece renk lekeleri, eğriler, geometrik biçimler vardı. Bu, Soyut Sanat'ın doğuşuydu. Kandinski'nin yanı sıra, farklı ülkelerde başka sanatçılar da (örneğin Hollanda'da Piet Mondrian, geometrik soyutlamayla) benzer arayışlara girdiler; her biri kendi yolunda, resmi nesneden özgürleştirme fikrine ulaştı.

Bu üç akım -Fovizm, Kübizm, Soyut Sanat- aslında tek bir büyük soruya farklı cevaplardı: Sanat, dünyayı taklit etmek zorunda mı? Yüzyıllardır Rönesans'tan beri sanat, gerçekliğe olabildiğince sadık kalmaya çalışmıştı. 20. yüzyılın başında sanatçılar, fotoğraf makinesinin icadıyla da cesaretlenerek (çünkü gerçekliği kopyalama işini artık makine yapabiliyordu) resmin başka bir görev üstlenebileceğini keşfettiler: duyguyu, düşünceyi, zamanı, hareketi, hatta görünmeyeni anlatmak. Bu kırılma, sonraki yüzyılda Sürrealizm'den Soyut Ekspresyonizm'e, kavramsal sanata kadar uzanan yolun ilk adımıydı.

Yakın okuma / örnek

Picasso'nun 1907 tarihli, sanat tarihinin dönüm noktalarından sayılan tablosunu düşünelim. Beş kadın figürü, geleneksel bir güzellik anlayışıyla değil, keskin açılı, adeta kırık aynadan yansıyan parçalarla resmedilmiştir. Figürlerin yüzleri simetrik değildir; bazıları maske gibi sertleştirilmiştir. Bir izleyici ilk bakışta rahatsızlık duyabilir, çünkü göz alışık olduğu "düzgün" insan yüzünü aramaktadır ve bulamaz. Ama tam da bu rahatsızlık, eserin amacıdır: Picasso, güzelliğin tek bir kalıba sığmadığını, bakışın kendisinin de parçalı ve çok yönlü olabileceğini gösterir. Bu tablo, doğrudan Kübizmin kapısını aralamış ve yüzyılın geri kalanına yön vermiştir.

Sık karıştırılanlar

  • Fovizm ile Ekspresyonizm karıştırılır; ikisi de yoğun renk kullanır ama Fovizm daha çok Fransa'da, dekoratif ve neşeli bir dille; Almanya merkezli Ekspresyonizm ise daha karanlık, gerilimli bir ruh haliyle öne çıkar.
  • Kübizm ile Soyut Sanat aynı şey sanılır; oysa Kübizm nesneyi parçalar ama genelde hâlâ tanınabilir izler bırakır (bir keman, bir şişe seçilebilir), Soyut Sanat ise nesneyi tamamen terk eder.
  • Kolaj sadece bir süsleme tekniği değildir; Kübizm bağlamında, resmin malzemesiyle ilgili köklü bir sorgulamanın parçasıdır.
  • Modern sanatın "anlaşılmaz" olduğu düşüncesi yaygındır; oysa bu akımlar, geleneksel temsilin dışında yeni ama takip edilebilir kurallar önerir.

Kendini sına

  1. Fovizm adının kaynağı nedir?
  2. Kübizmin öncü iki ismi kimlerdir?
  3. Analitik Kübizm ile Sentetik Kübizm arasındaki temel fark nedir?
  4. Soyut Sanat'ın öncülerinden sayılan ve müzikten esinlenen sanatçı kimdir?
  5. 20. yüzyıl başındaki bu akımların ortak sorusu nedir?

Cevaplar

  1. Bir eleştirmenin, yoğun ve doğal olmayan renk kullanan sanatçıları alaycı biçimde "vahşi hayvanlar" (fauves) diye nitelemesinden gelir.
  2. Pablo Picasso ve Georges Braque.
  3. Analitik Kübizm nesneyi kısıtlı renklerle parçalayıp analiz eder; Sentetik Kübizm ise kolaj gibi gerçek malzemeleri kullanarak daha renkli ve okunaklı bir dil kurar.
  4. Vasili Kandinski.
  5. Sanatın, dünyayı olduğu gibi taklit etmek zorunda olup olmadığı sorusu; bu akımlar, temsilden özgürleşerek duygu ve düşünceyi doğrudan anlatmayı denemiştir.

Bu derste, Fovizm'in vahşi renklerinden Kübizm'in parçalanmış yüzeylerine, oradan da Soyut Sanat'ın nesnesiz diline uzanan bir yolculuk yaptık. Böylece Rönesans'tan başlayan ve bu serinin sekiz dersinde adım adım izlediğimiz sanat tarihi yolculuğumuz, modern sanatın eşiğinde son buluyor. Umarız bu yolculuk, bir tabloya baktığınızda artık sadece "güzel mi" değil, "neden böyle yapılmış" diye de sormanıza vesile olur.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol