Işığın Peşinde: İzlenimcilik ve Sonrası

Bir önceki dersimizde Realizm'i, ressamların idealize edilmiş kahramanları ve mitolojik sahneleri bırakıp sokaktaki köylüyü, işçiyi ve çıplak gerçeği tuvale taşımasını konuşmuştuk. İzlenimcilik, bu gerçekçilik arayışını bir adım daha ileri götürür: gerçek, sadece konuda değil, ışığın ve anın kendisinde aranır. Bu ders bittiğinde ise sırada Modern Sanata giden yolun son büyük adımlarından biri olan Post-İzlenimciliğin mirasını, yani Ekspresyonizm ve Kübizm gibi 20. yüzyıl akımlarının tohumlarını göreceğiz.

Giriş

1870'lerde Paris'te bir grup genç ressam, resmi Sanat Akademisi'nin kurallarına meydan okudu. Onlara göre bir manzara, atölyede hafızadan veya fotoğraftan değil, doğanın içinde, ışık her an değişirken hızlıca resmedilmeliydi. Bu arayış, sanat tarihinin en sevilen ve en kolay tanınan akımlarından biri olan İzlenimciliği (Empresyonizm) doğurdu. Bugün müzelerin en kalabalık salonları genellikle İzlenimci eserlerin bulunduğu salonlardır; nilüferler, güneş şemsiyeleri ve bulanık ışıltılı Paris sokakları hâlâ milyonlarca insanı büyülüyor. Ama bu akımın asıl önemi, sadece güzel görünmesinde değil, sanatçıyı gerçekliği kopyalayan kişi olmaktan çıkarıp gerçekliği yorumlayan kişi hâline getirmesindedir. Bu küçük ama devrimci fikir, yüzyıl sonra soyut sanata kadar uzanan bir yolun ilk taşı olacaktı.

Bilmen gerekenler

Kavram/KişiAçıklama
İzlenimcilik (Empresyonizm)1870'lerde Fransa'da doğan, anlık ışık ve renk izlenimini yakalamayı amaçlayan akım
Claude MonetAkımın öncülerinden; adını akıma veren tabloyu yapan, ışık değişimlerini seri hâlinde resmeden ressam
Açık hava resmi (plein air)Atölye yerine doğrudan doğada, gözlemleyerek resim yapma yöntemi
Edgar DegasBale dansçıları ve günlük Paris yaşamını, alışılmadık açılardan resmeden İzlenimci
Post-İzlenimcilikİzlenimcilikten sonra gelen, kişisel duygu ve yapıyı ön plana çıkaran çeşitli arayışların ortak adı
Vincent van GoghKalın fırça darbeleri ve yoğun renklerle duyguyu resme taşıyan Post-İzlenimci ressam
Paul CézanneDoğayı geometrik biçimlere indirgeyerek Kübizm'e giden yolu açan ressam

Anlatım

19. yüzyıl ortasında Paris'te resim yapmanın tek meşru yolu, Resim ve Heykel Akademisi'nin düzenlediği yıllık Salon sergisine kabul edilmekti. Jüri, tarihi ve mitolojik konuları, pürüzsüz fırça darbelerini ve karanlık atölye ışığını severdi. Ama bir grup genç ressam bundan sıkılmıştı. Claude Monet, Pierre-Auguste Renoir, Edgar Degas, Berthe Morisot ve arkadaşları, jürinin reddettiği eserlerini 1874'te kendi başlarına, bağımsız bir sergide sundular. Bu sergideki bir tablo, Monet'in liman gün doğumunu resmettiği eseriydi; bir eleştirmen, tablonun bitmemiş, sadece bir "izlenim" gibi göründüğünü söyleyerek alay etmek istemişti. Ressamlar bu alaycı sözü sahiplendi ve kendilerine İzlenimciler dediler.

İzlenimcilerin en büyük yeniliği, resmi atölyeden doğaya taşımalarıydı. O döneme kadar ressamlar genellikle taslak çizip atölyede tamamlardı; İzlenimciler ise tüpte satılan hazır boyaları ve katlanır sehpaları alıp doğrudan nehir kıyısına, bahçeye ya da sokağa gittiler. Amaçları, ışığın belirli bir anda nesneler üzerinde nasıl bir renk ve titreşim yarattığını yakalamaktı. Bu yüzden gölgeler artık siyah değil, mordu; su yüzeyleri net çizgilerle değil, kısa ve hızlı fırça darbeleriyle resmedildi. Monet, bu takıntısını en uç noktaya götürerek aynı manzarayı -örneğin bir katedral cephesini veya saman yığınlarını- günün farklı saatlerinde defalarca resmetti; amacı nesnenin kendisi değil, üzerine düşen ışığın değişimiydi.

İzlenimcilik sadece manzarayla sınırlı kalmadı. Edgar Degas, bale provalarını, at yarışlarını ve kafelerdeki gündelik anları, sanki bir fotoğraf makinesiyle rastgele yakalanmış gibi alışılmadık kadrajlarla resmetti. Berthe Morisot, dönemin kadın ressamlara kapalı olan pek çok mekânına erişemese de, ev içi ve aile yaşamını aynı ışık duyarlılığıyla işledi. Bu ressamlar, konuyu "önemli" olmaktan çıkarıp anı ve algıyı önemli kıldılar; bir kadeh içkinin, bir şemsiyenin, sıradan bir öğleden sonranın da resme değer olduğunu gösterdiler.

Ancak 1880'lerden itibaren bazı ressamlar, İzlenimciliğin yalnızca yüzeydeki ışık oyunuyla yetinmesini yetersiz bulmaya başladı. Bu ressamlara sonradan Post-İzlenimciler (İzlenimcilik Sonrası) adı verildi; ortak bir akım değil, farklı yönlere giden kişisel arayışlardı. Vincent van Gogh, rengi ve fırça darbesini artık doğayı kopyalamak için değil, kendi iç dünyasını, duygusunu ve heyecanını ifade etmek için kullandı; gece gökyüzünü kıvrımlı, adeta hareket eden fırça darbeleriyle resmetmesi buna güzel bir örnektir. Paul Cézanne ise tam tersi bir yöne gitti: doğayı geçici bir ışık oyunu olarak değil, altında yatan geometrik yapı -küre, silindir, koni- olarak görmeye çalıştı. Bu, birkaç on yıl sonra Pablo Picasso ve Georges Braque'ın Kübizm'i geliştirmesine doğrudan ilham verecekti.

Post-İzlenimcilerden bir diğeri, Paul Gauguin, Fransa'dan uzaklaşarak Tahiti gibi Avrupa dışı kültürlerde ilham aradı; düz renk alanları ve sembolik anlamlarla resim yaptı. Georges Seurat ise bilimsel bir yaklaşımla, tuval üzerine binlerce küçük renkli nokta koyarak izleyicinin gözünde renklerin karışmasını sağladığı Noktacılık (Pointilizm) tekniğini geliştirdi. Görüldüğü gibi Post-İzlenimcilik tek bir stil değil, İzlenimciliğin açtığı özgürlük kapısından farklı yönlere koşan sanatçıların ortak adıdır. Bu çeşitlilik, 20. yüzyılın başında patlayacak olan Ekspresyonizm, Fovizm ve Kübizm gibi pek çok akımın tohumunu aynı anda ekmiş oldu.

Yakın okuma / örnek

Vincent van Gogh'un gece gökyüzünü resmettiği ünlü tablosunu ele alalım. Tabloda köy evleri sakin ve düz çizgilerle resmedilmişken, gökyüzü adeta kaynayan, dönen kalın fırça darbeleriyle doludur; yıldızlar ve ay, gerçekte olduğundan çok daha büyük ve parlak halkalarla çevrilidir. Bir İzlenimci ressam olsaydı, o geceki ışığı olabildiğince "doğru" yakalamaya çalışırdı; ama Van Gogh, gördüğü gökyüzünü değil, o gökyüzü karşısında hissettiği huzursuz, coşkulu duyguyu resmetmiştir. Fırça darbelerinin yönü ve kalınlığı, sanki tuval üzerinde bir duygu hareketi gibi akar. Bu tablo, İzlenimcilikten Post-İzlenimciliğe geçişin özünü gösterir: göz artık sadece dışarıdaki dünyayı değil, ressamın iç dünyasını da kaydetmektedir. Bu yaklaşım, birkaç on yıl sonra Almanya'da doğacak Ekspresyonizm akımının da temel fikri olacaktır.

Sık karıştırılanlar

  • İzlenimcilik ile Post-İzlenimcilik aynı akım değildir; Post-İzlenimcilik, İzlenimcilikten sonra gelen ve ona tepki olarak doğan, birbirinden farklı kişisel arayışların genel adıdır.
  • İzlenimciler tek bir teknik ya da tek bir konu etrafında birleşmemiştir; ortak noktaları ışık ve anı yakalama isteğidir, resmin konusu değişebilir.
  • Van Gogh, Cézanne ve Gauguin birbirinden çok farklı yönlere gitmiştir; hepsine "Post-İzlenimci" denmesi, aynı stili paylaştıkları anlamına gelmez.
  • Açık hava resmi (plein air) İzlenimcilerin icadı değildir, önceden de bilinirdi; ama onu ana yöntem hâline getiren ve akımın kimliği yapan İzlenimcilerdir.
  • Noktacılık (Pointilizm), İzlenimcilikle karıştırılabilir; ama Seurat'nın yöntemi sezgisel değil, renk bilimine dayanan planlı bir tekniktir.

Kendini sına

  1. İzlenimcilik akımının adı nereden gelmektedir?
  2. İzlenimcilerin resim yapma alışkanlığında getirdiği en büyük değişiklik nedir?
  3. Claude Monet'in aynı manzarayı defalarca, farklı saatlerde resmetmesinin amacı nedir?
  4. Paul Cézanne'ın doğaya yaklaşımı, kendisinden sonra hangi akımın doğuşuna zemin hazırlamıştır?
  5. Post-İzlenimcilik neden tek bir stil olarak değil, çeşitli arayışların ortak adı olarak tanımlanır?

Cevaplar

  1. Bir eleştirmenin, Monet'in bir gün doğumu tablosuna "sadece bir izlenim" diyerek alay etmesinden gelir; ressamlar bu ismi benimsemiştir.
  2. Resmi atölyeden çıkarıp doğrudan doğada, gözlemleyerek ve hızlıca yapmaya başlamışlardır (açık hava resmi).
  3. Işığın gün içinde nesneler üzerinde yarattığı renk ve algı değişimini yakalamak, nesnenin kendisinden çok üzerine düşen ışığı resmetmek istemiştir.
  4. Doğayı geometrik biçimlere (küre, silindir, koni) indirgeyen yaklaşımı, Picasso ve Braque'ın geliştirdiği Kübizm'e ilham vermiştir.
  5. Çünkü Van Gogh, Cézanne, Gauguin ve Seurat gibi sanatçılar birbirinden çok farklı teknik ve amaçlarla çalışmış, tek bir ortak stilde buluşmamışlardır; ortak yönleri sadece İzlenimcilik sonrası kişisel arayışlar olmalarıdır.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol