Bir Dünya Savaşı ve Bir İmparatorluğun Sonu

Bir önceki derste II. Meşrutiyet'in ilan edilişini, İttihat ve Terakki'nin sahneye çıkışını ve 31 Mart Vakası'nın ardından Osmanlı siyasetinin nasıl gerginleştiğini görmüştük. Bu derste ise o gerginliğin nereye vardığını, imparatorluğun neden bir dünya savaşına girdiğini ve bu savaşın sonunda nasıl çöküşe sürüklendiğini anlatacağız. Bir sonraki derste ise bu çöküşün küllerinden Kurtuluş Savaşı'nın ve yeni bir devletin nasıl doğduğunu konuşacağız.

Giriş

I. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en yıkıcı çatışmalarından biridir; ama Osmanlı Devleti için bunun da ötesinde bir anlamı vardır. Bu savaş, altı asırlık bir imparatorluğun sonunu getirmiştir. 1914'te başlayan savaşa girme kararı, milyonlarca insanın hayatını, toprakların paylaşılmasını ve nihayetinde devletin varlığını doğrudan etkilemiştir. Bugün Türkiye'nin sınırlarını, Ortadoğu'nun bugünkü haritasını, hatta bazı aile hikâyelerinin neden göçle başladığını anlamak için bu dört yıla bakmak gerekir. Çanakkale'de verilen mücadele, Sarıkamış'ta yaşanan büyük kayıp, Mondros'ta imzalanan mütareke ve ardından gelen işgaller, hepsi bugünün Türkiye'sinin doğum sancılarıdır.

Bilmen gerekenler

Kavram / OlayKısa açıklama
İttifak DevletleriAlmanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve sonradan Bulgaristan'ın oluşturduğu blok
Çanakkale Cephesi (1915)İtilaf devletlerinin İstanbul'u ele geçirme girişiminin Osmanlı direnişiyle durdurulduğu cephe
Sarıkamış Harekâtı (1914-1915)Doğu cephesinde ağır kış koşullarında büyük kayıplarla sonuçlanan askerî harekât
Mustafa KemalÇanakkale'de kolordu komutanı olarak öne çıkan, sonraki yıllarda Kurtuluş Savaşı'nın önderi olacak subay
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)Osmanlı Devleti'nin İtilaf devletleriyle imzaladığı ateşkes; fiilen savaştan çekilişi belgeler
İşgaller (1918 sonrası)Mütareke sonrası İtilaf devletlerinin çeşitli Anadolu ve İstanbul bölgelerini fiilen ele geçirmesi

Anlatım

1914 yazında Avrupa'da bir suikast, kıtayı hızla bir savaşa sürükledi. Osmanlı Devleti başlangıçta tarafsız kalmaya çalıştı, ancak dönemin yönetici kadrosu içinde Almanya ile yakınlaşma eğiliminde olan isimler ağır bastı. Ağustos 1914'te gizli bir ittifak antlaşması imzalandı ve kısa süre sonra, Karadeniz'deki bazı Rus limanlarının top ateşine tutulmasıyla Osmanlı Devleti fiilen savaşın içine çekildi. Bu karar, imparatorluğun kaderini derinden etkileyecek bir dönüm noktasıydı; çünkü Osmanlı artık tek bir cephede değil, aynı anda birçok cephede savaşmak zorunda kalacaktı.

Doğuda Kafkas cephesinde Ruslara karşı girişilen Sarıkamış Harekâtı, kışın en sert günlerinde, yetersiz giyim ve erzakla yürütüldü. Binlerce asker düşmanla çarpışmadan, soğuktan hayatını kaybetti. Bu, savaşın daha ilk aylarında imparatorluğun ne kadar hazırlıksız olduğunu gösteren acı bir örnektir. Aynı dönemde Mısır ve Kafkasya gibi farklı cephelerde de Osmanlı orduları zorlu mücadeleler verdi; ama belki de bu savaşın en çok hatırlanan sahnesi, 1915'te Çanakkale'de yaşandı.

İtilaf devletleri, İstanbul'u ele geçirip Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Rusya'ya deniz yoluyla destek ulaştırmak amacıyla Çanakkale Boğazı'na yüklendiler. Önce donanmayla, sonra kara birlikleriyle yapılan çıkarmalar, Osmanlı askerinin inatçı direnişiyle karşılaştı. Bu cephede pek çok subay ve er büyük fedakârlıklar gösterdi; aralarında sonradan Kurtuluş Savaşı'nın önderi olacak Mustafa Kemal de vardı. Çanakkale'deki başarı, savaşı kazandırmasa da, imparatorluğun birkaç yıl daha ayakta kalmasını sağladı ve Türk milliyetçiliği açısından güçlü bir hafıza bıraktı.

Ancak savaşın genel gidişatı Osmanlı için olumlu değildi. Doğuda Ruslarla, güneyde İngilizlerle yürütülen mücadelelerde topraklar birer birer elden çıkmaya başladı. Bağdat, Kudüs, Şam gibi büyük şehirler savaş yıllarında kaybedildi. İç cephede de durum ağırdı: kıtlık, salgın hastalıklar, zorunlu askere alımlar halkı bitkin düşürmüştü. Bu yıllarda yaşanan Ermeni tehciri ve bu sürecin doğurduğu ağır insani kayıplar, tarihçiler arasında hâlâ tartışılan, farklı kaynaklarda farklı biçimlerde değerlendirilen hassas bir konudur.

1918'e gelindiğinde İttifak Devletleri cephesi çökmeye başlamıştı. Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi Osmanlı'yı müttefiklerinden kopardı ve savaşı sürdürme imkânı ortadan kalktı. 30 Ekim 1918'de Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda demirli bir İngiliz gemisinde Mondros Mütarekesi imzalandı. Bu belge, Osmanlı Devleti'nin fiilen savaştan çekildiğini gösteriyordu; ama içerdiği maddeler, İtilaf devletlerine Osmanlı topraklarında istedikleri yerde asker bulundurma ve "güvenliklerini tehdit eden" durumlarda müdahale etme hakkı tanıyordu. Bu belirsiz ve geniş yorumlanabilecek maddeler, kısa süre içinde fiili işgallerin kapısını araladı.

Mütarekenin ardından geçen aylarda İtilaf devletleri İstanbul'u, boğazları ve çeşitli Anadolu limanlarını fiilen kontrol altına almaya başladı. 1919 baharında ise Yunan kuvvetlerinin İzmir'e çıkarılması, halk arasında büyük bir infial yarattı. Anadolu'nun farklı bölgelerinde işgallere karşı yerel direniş örgütleri, "Müdafaa-i Hukuk" cemiyetleri kurulmaya başladı. İşte tam bu noktada, çöküşün eşiğindeki imparatorluğun enkazından yeni bir mücadelenin tohumları filizlenmeye başlayacaktı; bu hikâyeyi bir sonraki derste anlatacağız.

Yakın okuma / örnek

Mondros Mütarekesi'nin metnine yakından bakmak, dönemin gerçek dengesini anlamak için öğreticidir. Mütarekenin bazı maddeleri teknik görünse de, pratikte çok geniş sonuçlar doğurmuştur. Örneğin, İtilaf devletlerine "güvenliklerini tehdit eden bir durum" ortaya çıktığında herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı tanıyan madde, aslında sınırsız bir müdahale yetkisi anlamına geliyordu. Nitekim kısa süre sonra bu maddeye dayanılarak çeşitli bölgeler fiilen işgal edildi. Bir mütarekenin, yani savaşın durdurulmasına ilişkin bir belgenin, aslında bir işgal sürecinin hukuki zeminini nasıl hazırladığını görmek, tarihte metinlerin sadece yazdıklarıyla değil, nasıl uygulandıklarıyla da anlam kazandığını gösterir.

Sık karıştırılanlar

  • Mütareke ile antlaşma farklıdır: Mütareke bir ateşkestir, savaşı geçici olarak durdurur; barış antlaşması ise savaşın hukuki sonuçlarını kalıcı olarak belirler.
  • Mondros ile Sevr karıştırılmamalıdır: Mondros bir ateşkes belgesidir (1918); Sevr ise daha sonra imzalanacak ve hiçbir zaman yürürlüğe girmeyecek bir barış antlaşması taslağıdır.
  • Çanakkale zaferi savaşı kazandırmadı: Bu cephede alınan başarı, imparatorluğun genel olarak savaşı kaybetmesini engellemedi; sadece bir süre daha direnmesini sağladı.
  • İşgaller mütarekeyle birlikte aniden başlamadı: Fiili işgaller, mütarekenin imzalanmasından sonraki aylar içinde kademeli olarak gerçekleşti.
  • Sarıkamış ile Çanakkale aynı cephe değildir: Sarıkamış doğuda Kafkas cephesinde, Çanakkale ise batıda boğazlar bölgesinde yaşanmıştır.

Kendini sına

  1. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'na hangi blokla birlikte girmiştir?
  2. Sarıkamış Harekâtı'nda büyük kayıplara yol açan temel etken neydi?
  3. Çanakkale Cephesi'nin İtilaf devletleri açısından amacı neydi?
  4. Mondros Mütarekesi ne zaman ve nerede imzalanmıştır?
  5. Mondros Mütarekesi'nin hangi özelliği, sonraki işgallerin önünü açmıştır?

Cevaplar

  1. İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan ve müttefikleri) tarafında savaşa girmiştir.
  2. Kışın çok sert geçmesi, askerlerin yetersiz giyim ve erzakla harekâta sokulmasıdır; birçok asker soğuktan hayatını kaybetmiştir.
  3. İstanbul'u ele geçirip Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Rusya'ya deniz yoluyla destek sağlamaktı.
  4. 30 Ekim 1918'de, Limni Adası'ndaki Mondros Limanı'nda imzalanmıştır.
  5. İtilaf devletlerine, güvenliklerini tehdit eden durumlarda istedikleri stratejik noktaları işgal etme hakkı tanıyan geniş yorumlanabilir maddeleri, fiili işgallerin zeminini hazırlamıştır.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol